<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785</id><updated>2011-05-23T05:58:09.791-07:00</updated><category term='Eleştiri'/><category term='sinema sistemi'/><category term='sinematografik'/><category term='Serseri Aşıklar'/><category term='çekim'/><category term='mükemmel'/><category term='70 mm'/><category term='yüz'/><category term='en iyi'/><category term='ünlü yönetmenler'/><category term='korku'/><category term='Film'/><category term='italyan sineması'/><category term='sinemasal'/><category term='en iyiler'/><category term='singing in the rain'/><category term='Alman'/><category term='Sir'/><category term='fransız sineması'/><category term='tarihsel'/><category term='yağmurda söylenen şarkı'/><category term='genel kültür'/><category term='lumiere'/><category term='sinemada sansür'/><category term='video'/><category term='bir ulusun doğuşu'/><category term='8mm'/><category term='cadı avı'/><category term='16mm'/><category term='Gülüt'/><category term='lumiere kardeşler'/><category term='Film kameraları'/><category term='feminzm'/><category term='Fransız Yeni Dalga'/><category term='kamera'/><category term='siyah beyaz'/><category term='gay ritchie'/><category term='hakkında'/><category term='sinemanın babası'/><category term='gecekondu'/><category term='Edward Hooper'/><category term='godard'/><category term='hollywood onlusu'/><category term='kültür'/><category term='türk'/><category term='eleştirmenler.'/><category term='çeşitler'/><category term='heyecan'/><category term='İlk'/><category term='100'/><category term='asri zamanlar'/><category term='sahne'/><category term='senatör'/><category term='yönetmen'/><category term='McCarthy'/><category term='sorunsuz film keyfi'/><category term='dans'/><category term='faşizm'/><category term='tür'/><category term='Kapitalizm'/><category term='Güldürürken düşündüren'/><category term='yorum'/><category term='Türk sinemasının ilk yılları'/><category term='tarzlar'/><category term='Truffout'/><category term='1895'/><category term='türkiye'/><category term='Fransa'/><category term='D. Lynch'/><category term='alman sineması'/><category term='Modern Times'/><category term='sessiz sinema'/><category term='senarist'/><category term='hoşgörüsüzlük'/><category term='üç film'/><category term='Hiroşima Sevgilim'/><category term='sinema tarihi'/><category term='tabanca'/><category term='sesli filme geçiş'/><category term='sinema türleri'/><category term='yüz film'/><category term='yeşil çam'/><category term='codec'/><category term='film türleri'/><category term='oyuncular'/><category term='revolver'/><category term='yazılım'/><category term='ilk film'/><category term='trenin gara girişi'/><category term='kadın'/><category term='Alice Guy Blache'/><category term='sekans sahne'/><category term='film seyret'/><category term='kitap'/><category term='griffith'/><category term='modern zamanlar'/><category term='zirve'/><category term='Charlie Chaplin'/><category term='program'/><category term='sanatsal'/><category term='Sinema'/><category term='Jean Luc Godard'/><category term='sesli sinema'/><category term='400 darbe'/><category term='seçmeler'/><category term='feminizm'/><category term='Komedi'/><category term='rus sinenması'/><category term='Nostalji'/><category term='kadın yönetmen'/><category term='ilginç'/><category term='editörden'/><category term='antikomünist'/><category term='çatışma'/><category term='sekans'/><category term='güzel film'/><category term='klasikler'/><category term='ingiliz sineması'/><category term='gane kelly'/><category term='alman sinema'/><category term='35mm'/><title type='text'>Sinematografi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>17</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-7351350854981503789</id><published>2009-01-20T03:14:00.000-08:00</published><updated>2009-01-20T03:37:36.897-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truffout'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fransız Yeni Dalga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hiroşima Sevgilim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='400 darbe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serseri Aşıklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jean Luc Godard'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fransa'/><title type='text'>Frensız Yeni Dalga</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sinemanın yine bambaşka bir tarza büründüğü zamanlardan biri ile karşı karşıyayız. Bundan yaklaşık elli yıl önce Fransa'da, bildiğimiz "hikâye anlatma" modeli gidiyor, yerine yenisi geliyor. Bilinen tüm sinema kurallarına karşı geliniyor, olay akışları bölünüyor, sinemanın "takım çalışması" özelliği bir kenara konuluyor ve filmler artık kişiye ait hale geliyor. Fransız yeni dalga akımı aslında iki akım halinde ortaya çıkıyor. 1958 ve 1963 yılları arasında ilk yeni dalga akımı başlıyor ve akıma özelliğini veren filmler esas bu dönemde yapılıyor. 1966-1968 yılları arasına gelen ikinci dönemde ise akımın politik yönü öne çıkıyor. Dolayısıyla sinemaya kazandırdıkları açısından bakıyorsak, üzerinde durmamız gereken dönem akımın ilk beş yılı diyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Bir çok önemli akımda olduğu gibi, yeni dalga akımının da ortaya çıkmasını kolaylaştıran yine ülkede halihazırda var olan durum. Fransız filmleri yenilikten uzak, birbirinin benzeri bir hale geldikçe sinemaya para yatıran insanlar senaryo yazarlarıyla anlaşamamaya başlıyor. Bir yandan da üretilen filmlerin yönetmenlerinin filmleri için istedikleri yüksek bütçelere değmediklerini düşünüyorlar. Böylece yeni neslin hevesli, yenilikçi ve düşük bütçelerle yetinen sinemacıları sektörün çok işine geliyor. Sinema endüstrisine bu şekilde giren genç nesile baktığımızda ortak noktalarının orta sınıftan olmaları, mutsuz olmaları, bir önceki kuşağın değerlerine sert bir şekilde karşı çıkmaları ve evde oturup televizyon seyretmekten bıkmış olmaları olduğunu &lt;a href="http://www.bigglook.com/Biggcinema/unlu.asp?fuid=116"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293337777855460418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 198px; CURSOR: hand; HEIGHT: 145px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SXW2qeU69EI/AAAAAAAAALw/JnK5LCEsCNI/s320/resnais.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;görüyoruz.&lt;br /&gt;Aslında ne 68 kuşağından ne de bizlerden çok farklı olmayan üniversite gençleri bile diyebiliriz yeni dalga akımı sinemacıları için. Ancak onlar birçok kuşaktan farklı olarak bu dertlerini sinemada çözmeye karar vermiş ve şartlar dolayısıyla endüstri tarafından da bir bütün olarak kabul görmüşler. Burada dikkat çekici olan, Fransa'nın içinde bulunduğu politik sorunlara rağmen, Fransız yeni dalga akımının temelde politik hiçbir yönünün olmaması. Karşı oldukları tek bir şey var, o da bir önceki kuşağın orta sınıf değer yargıları. Bu da bu akımı büyük ölçüde diğerlerinden ayıran bir başka özellik.&lt;br /&gt;Yeni dalga akımındaki yönetmenlerin en önemli yönleri filmlerin yazarlığını da kendileri yapmaları. Yönetmenin kendi yazdığı bir filmi çekerek kendisini en iyi şekilde ortaya koyabileceğini savunan bu düşünce ile birlikte, film ortak bir eser olmaktan çıkarak tek bir kişinin yarattığı eser haline geliyor. Yazar-yönetmenler filmlerinde sadece ve sadece kendi dünyalarını ve karakterlerini ortaya koyuyorlar. Bu da o dönemdeki yeni neslin "bireysellik" konusuna verdiği önemle birebir örtüşen bir sonuç yaratıyor. İtalyan filmlerindeki gerçekçilikten ve esnek senaryodan etkilenen yeni dalga yönetmenlerini İtalyan yeni gerçekçilik yönetmenlerinden ayıran en önemli nokta da burada ortaya çıkıyor zaten. Yeni gerçekçilik yönetmenleri ortak çalışmaya önem verip bir çok kişinin ortak dünyasını yansıtmak isterken, yeni dalga yönetmenleri kendilerini merkeze koyuyorlar.Akımın temel özellikleri ve ortaya çıkış sebepleri böyleyken filmlerin konusunu tahmin etmek zor olmasa gerek: Gençlerin sorunları ve toplumun sosyal değer yargıları. Ama bu filmlerin bir de kadınların hoşuna gitmeyen yanı var ki o da çoğu yeni dalga filminde görülen kadınları küçük görme durumu. Yeni dalga filmlerinde kadınlar ya cinsellikleri ile erkeklerin sonunu hazırlayan "femme fatale"lar olarak ya da tüketici toplumuna hizmet ederek ailelerin parçalanmasına sebep olan kuklalar olarak resmediliyorlar. Erkekler çalışırken kadınlar tüketiyor. Birçok yeni dalga filmlerinde kadınlar hakkında konuşuluyor, kadınlar izleniyor ama hiç bir zaman kadınlara aktif bir rol yüklenmiyor. "Tüketici" rolündeyken bile, kadının bunu yapma sebebi olarak reklamlara karşı koyamaması ve alışveriş isteğine engel olamaması gibi kadınları zayıf gösteren açıklamalar resmediliyor. Tabii ki bu tavır tüm yeni dalga filmleri için geçerli değil. Kadın yönetmenlerin ya da sosyal ve toplumsal konularda derinlemesine bilgi sahibi yönetmenlerin filmlerinde kadın-erkek ayrımından bahsetmek haksızlık olur.&lt;br /&gt;Yeni dalga yönetmenlerinin yenilikçi tavrı ile ortaya çıkan "kuralsız" sinema bilinen yöntemlerin tam aksini izliyor. Kuralları yıkmalarında onlara yardımcı olan bir başka özellikleri ise film yapma konusunda çok da bilgili olmamaları ve hata yaptıklarında bunu düzeltecek bütçeye sahip olmamaları. Hata yaparak öğreniyorlar ve tüm bu deneme-yanılma sistemi yeni akımla bütünleşiyor. Görüntünün uygunsuz yerlerde kesilmesi, zaman ve yerde oluşan devamsızlıklar seyirciye seyrettiğinin bir film olduğunu hatırlatma görevini üstleniyor. Bildiğimiz filmlerin aksine, yeni dalga filmleri bizim kendimizi kaptırıp filmi gerçekmiş gibi izlemememiz için elinden geleni yapıyor. Bu yabancılaştırma uğraşları sonunda ise yapmak istedikleri, seyircinin olayların gidişatına kapılmak yerine her şeyi dışarıdan izleyerek olaylar üzerinde düşünmek zorunda kalması. Başka bir deyişle: Pasif izleyiciliğe son! Filmi anlamak için bir çaba harcamayacaksanız, kim niye size bir şey anlatmak istesin ki değil mi?&lt;br /&gt;Gelelim yeni dalga akımıyla yakından ilgilenmek isteyenler için birkaç önemli filme:&lt;br /&gt;François Truffaut'dan "Les Quatre Cents Coups" (400 Darbe): 1959 yapımı bu filmin başrolünü paylaşanlar küçük erkek çocuğu Antoine ve Paris şehri. Filmde Paris'e bir başrol karakteri kadar büyük önem veriliyor ve Antoine'ın şehirle olan "arkadaşlık" ilişkisi öne çıkıyor. Yine bir adet "olumsuz" kadın figürümüz var ki burada da bencil bir anne olarak karşımıza çıkıyor.&lt;br /&gt;Jean Luc Godard'dan "2 ou 3 Choses Que Je Sais D'elle" (Onun Hakkında Bildiğim 2-3 Şey): Yeni dalga akımının belki de en göze batan yönetmenidir Godard. Karakterle özdeşleşmenizi engellemek için sizi yabacılaştıran, hatta bundan emin olmak için bazen oyuncuları kameraya direkt konuşturan ya da onları makyaj odasında çeken bir yönetmen. Görüntülerle aranızda bir kamera olduğunu unutmayın diye elinden geleni yapıyor. Hatta yabancılaştırma işini iyice ileri götürerek bir karakterin farklı kişiler tarafından seslendirilmesini sağlıyor. Bu filmde Godard'a özgü her detayı bulabilirsiniz ve yine kuklamsı bir karakterle sunulan bir kadın rolü ile karşılaşacaksınız. Truffaut'nun "400 Darbe"sinden farklı olarak Paris bu sefer sevimli bir arkadaş değil, bir düşman olarak huzurlarınızda.&lt;br /&gt;Alain Resnais'den "Hiroshima, Mon Amour" (Hiroşima, Sevgilim): Bu filmi es geçeceğimizi zannetmediniz değil mi? Yine 1959'dan bir başyapıt. Fransız bir kadın, Japon bir adam ve kadının anıları...Anlatılmaz, yaşanır tarzında bir film. Geçmiş zamanla, yaşanılan zaman arasındaki sınırı ortadan kaldırmayı amaçlamış bir film.&lt;a href="http://www.istegenc.com.tr/"&gt;http://www.istegenc.com.tr/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-7351350854981503789?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/7351350854981503789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=7351350854981503789' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7351350854981503789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7351350854981503789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2009/01/frensz-yeni-dalga.html' title='Frensız Yeni Dalga'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SXW2qeU69EI/AAAAAAAAALw/JnK5LCEsCNI/s72-c/resnais.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-7214454340816133263</id><published>2008-11-30T11:15:00.000-08:00</published><updated>2008-11-30T11:23:20.747-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edward Hooper'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='korku'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hakkında'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='D. Lynch'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yorum'/><title type='text'>Edward Hooper hakkında</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Loş bir sokak. Boş pencereler. Kapalı dükkanlar. Muhtemelen gece. Hem&lt;/span&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STLmnoeOblI/AAAAAAAAAH0/j2jOaqTljoU/s1600-h/Gece_Åžahinleri.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274531682157751890" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 174px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STLmnoeOblI/AAAAAAAAAH0/j2jOaqTljoU/s320/Gece_%C5%9Eahinleri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;en sağımızda da yine muhtemelen kapanmak üzere olan bir bar. Önce gözüme yan yana oturmuş kadın ve erkek çarpıyor. Galiba arkadaşlar. Onların önünde de garson ya da barmen bir adam. Mekânın sahibi de olabilir. Garson olduğunu faz edelim. Üçünün de duruşları çok rahatlatıcı değil. Garson bitse de gitsek der gibi, adamsa kadına bir şey söyleyecek de hâlâ zamanını bekliyor. Kadın da bekleyişten sıkılmış, algısını belki de saatlerdir orada duran şişeye yöneltip adamın suratını asmasına destek veriyor. Keza adamın vücut dili biz gelmeden evvel kapıya meyletmiş. Garson yineliyor: E, bitse de gitsek.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu üçlü pek iç açmayınca gözler sola kayıyor. En iyisi yalnız adamdır. Ama o ışık yok mu? Söylesem gülersiniz. Ama korkuttu beni. Sokağın karanlığına karışan tarafı. Şu üçlüye anlatamayacak kadar utanç verici bir şey belki de. Adama bakıyorum. Önünde duranlara. Akıl yürütmeye çalışıyorum. Bu aklı yürütmek hayal kırıklığına yol açabilir. Elindeki fotoğraflara bakıp ağlıyor da olabilir. Durun itiraf edeyim. Derde ortak olurum, özdeşleşir de tek kelime yazamam diye korkarım. Lynch filmleri de öyle değil midir? Filmin başında ukala bir tavırla bakıyorsam vay hâlime. Filmin ortalarında bir bakarım ki ben de o hücredeyim. Çıkmak için neler vermezdim. Ve Peter hızır gibi yetişir imdadıma. Filmin sonlarına doğru Peter olmak ne hoş dediğimi bile duyar gibiyim. Ama o fotoğrafı görünce çıkarın beni bu filmden diye bağırdım. Çok geç. Üstelik çocukken izlediğim Freddy filmlerindeki gibi kandıramıyorum da kendimi. Bu yönden İçerideki İmparatorluk tam bir şok olmuştur. Zira bütün deneyimlerin iç içe geçtiği bir filmdir. Senaryo ve gerçek. Oyuncu gerçekten de o karakter midir acaba? Bu sorularla saf tutturmaz izleyene Lynch. Hopper’ın ışıklandırması da Lynch mizansenine bu yönden benzer. Geniş bir alan sunar bakana. Gözünü biraz daha sola yönlendirince en çok yalnız adamı düşünüyorum. Nereye gidecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Resim yaparken amacım hep, doğanın içselleştirilmiş ifadesinin en şaşmaz kopyasını yapmak olmuştur"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözleri David Lynch’le olan yakınlığını gösteriyor aslında. Aklıma Kayıp Otoban’daki kalabalık sahne geliyor. Gizemli Adam sessizce Fred’in yanına gelir. İnsanlar gayet normaldir. Bu diyalog kimsenin tuhafına gitmez. Kendimize biçtiğimiz rolü oynarken bilinçaltıyla karşılaşmamızdır o sahne. Ki insanın içselleştirilmiş ifadesi de budur zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Savaş zamanı sıradan bir Amerikan ailesinin tek isteği oğullarının sağ salim evine dönmesiydi.”&lt;br /&gt;Bir tarih kitabında okuduğum bu cümle Lynch’in kara mizahının kaynağı. Tahmin edilebilir gibi gözüken bir hayat. Ama yüzeyin altında olup bitenler planları bozabiliyor. Bunu verebilmek sezgisel olmaktan geçiyor. Hopper resimleri en çok da bu yönden Lynch’in mizansenlerine benzemekte. Hani sırtı dönük adam birazdan yüzünü dönecek ve diğer adamla aynı olduğunu göreceğiz. Resme bakar bakmaz kelime yüklemeden bakmaya çalıştığım bir anda bu iki adam aynı olabilir diye düşündüm. Sana düşünme ve yaratma fırsatı bırakan bir mizansen bu. Copolla “Bir Zamanlar Amerika’da” filminin galasından sonra bir izleyiciyle sohbet eder. Adam filmi çok beğendiğini, fakat son sahnede Robert de Niro’nun tekrardan görünmesine bir anlam veremediğini söyler. Copolla’da filmin başında o afyon içme sahnesinin yaşandığını ve filmin sonunda da orayı görmemizin afyonun etkisiyle görülmüş bir hayal olabileceğini söyler. Beki de bütün film o hayalin ürünüdür. Ama Copolla sözünü bitirmeden susturulur. Zira filmin onda uyandırdığı bütün güzel duygular bir anda bitecektir. Belki de kendini kandırılmış hissedecektir. Bu boşluğa düşme hissi sık sık yaşanır Lynch filmlerinde. Şimdi, kendimi arındırarak Hopper’ın Gece Şahinleri resminde bakıyorum. Ve bende uyandırdığı Lynch’in filmlerinde tekinsizlik. Filme dair bir tahminde bulunamazsın. İkisinin yapıtları da sezgisellik üzerine. Ve baş karakter asla kahraman değildir. Hataları olan, hem masum hem kötü olandır aslında. Bu resimde özellikle ışık dikkatimi çekiyor. Mekâna ne tam girebiliyorsun ne de tam olarak dışında kalabiliyorsun. Gülmek zorunda bırakıldığın, başka seçeneğinin olmadığı zoraki anlar. Ama ölmek de istemiyorsun. Tıpkı “Kayıp Otoban”da ki Fred gibi. Huysuzluk yapıp anne babasını peşinden koşturan çocuk gibi. Ama Fred Peter olunca Gizli Adam onu yine bulur. Kafasını kaldırdığında anne baba gitmiştir. Yalnızdır. Adam barda yalnız otururken dışarısının bize hatırlatılması aynı hissi verdi bana. Kulaklarda çınlama etkisi bırakan bir müzik yüreğimi yine sızlatıyor. İçerideki İmparatorluk filminde aralara giren tavşan ailesinin sahneleri… Gülmekle korkmak arasında kalınan tuhaf bir duygu. Sıradan bir tasvir gibi görülen bu resimde de yüzeyin altına girilir. Özellikle bir şeyleri belirgin ve göze batar yapmamıştır sanki. Yönlendirmek gibi bir isteği yoktur Hopper’ın. Düşünmek için alan bırakmıştır. Lynch’in çok sevdiği rüyalar eldi aklıma. Bu bir rüya da olabilir dolayısıyla. Nereden geldiği belli olmayan bir ışık her yeri görünür kılar rüyalarda. Dışarısı da aydınlık. İçerisi de. Tabi belli bölümleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla Hopper bize hatırlatmaktan ziyade hissettiriyor: Korku elbet gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ekeleyen: Serhat Karaoğlan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-7214454340816133263?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/7214454340816133263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=7214454340816133263' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7214454340816133263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7214454340816133263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/edward-hooper-hakknda_30.html' title='Edward Hooper hakkında'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STLmnoeOblI/AAAAAAAAAH0/j2jOaqTljoU/s72-c/Gece_%C5%9Eahinleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-9025611171262343789</id><published>2008-11-20T11:53:00.000-08:00</published><updated>2008-11-25T00:53:34.037-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazılım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='program'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='codec'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sorunsuz film keyfi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema sistemi'/><title type='text'>Evde Sinema Keyfi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sinemaya gidemeyenler ya da zamnı olmayanlar, tabiki evde film seyretmek diye bir aktivitemiz de var. Ancak bu programla birlikte izleyeceğiniz filmler daha kaliteli ve sorunsuz çalışacak. K-Lite Codec Pack tam aradığınız program. İndirmek için lütfen &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.gezginler.net/modules/mydownloads/singlefile.php?download=k-lite-mega-codec-pack&amp;amp;lid=1249"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;tıklayın...&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bağlantı:&lt;a href="http://www.gezginler.net"&gt; &lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.gezginler.net"&gt;http://www.gezginler.net&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-9025611171262343789?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/9025611171262343789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=9025611171262343789' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/9025611171262343789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/9025611171262343789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/evde-sinema-keyfi.html' title='Evde Sinema Keyfi'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-5480870161338778974</id><published>2008-11-20T10:31:00.001-08:00</published><updated>2008-11-20T11:07:29.475-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminzm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gecekondu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemasal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genel kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='godard'/><title type='text'>Kitap Köşesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWuf_i41WI/AAAAAAAAAGE/pDP2DETz4YA/s1600-h/gecekondu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270810803563976034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWuf_i41WI/AAAAAAAAAGE/pDP2DETz4YA/s200/gecekondu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Bu kitapta gecekondu olgusunu, film anlatısının merkezine koyan filmlere ağırlık verilmiştir. Türk sinemasının ve sinema sanatının, modern bir kültürel form olarak, toplumsala ilişkin değişimlere eşlik ederken, bir kültürel üretim alanına dönüştürülen gecekonduların sinematografik ele alınışları tarihsel süreç incelenerek ve bu doğrultuda dönemselleştirmeler yapılarak incelenmiştir. ''Gecekondu'' kavramı Türkiye''de ilk kez 1940 yılından itibaren literatüre geçmiştir. ''İlk gecekondu filmi'' ise Orhan Kemal''in bir öyküsünden Atıf Yılmaz''ın 1959 yılında uyarladığı Suçlu filmidir. Ancak toplumsal sorunların sinemada güçlü bir şekilde yer almaya başlaması 1960''h yıllarda olmuştur. 1950''lerde başlayan iç göç, gecekondu ve gecekondulu insanın konumunu ana motif olarak aslında, 1964''te çekilen Halit Refiğ''in Orhan Kemal''den uyarladığı Gurbet Kuşları (1964) filmi olmuştur. Göç eden insan ve gecekondu olgusu sinemamızda her dönem yerini bulmuş bir olgudur. Ancak bu ele alış, çok kez bir mekânsal fon durumunun ötesine geçmeyen, sığ bir ele alıştır.&lt;span class="fullpost"&gt; 1960''lardaki genel toplumsal gerçekçi eğilim sinemamızda da yer etmiş ve olguların ele alınışını da etkilemiştir..."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWu71XemHI/AAAAAAAAAGM/XsftU9cb9AE/s1600-h/godard.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270811281868101746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWu71XemHI/AAAAAAAAAGM/XsftU9cb9AE/s200/godard.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kışkırtan veya heyecanlandıran, kızdıran veya sevdiren, ama ille de etkileyen yönetmen Jean-Luc Godard bir dâhi mi, yoksa bir deli mi? İlk basımını 1991 yılında yaptığımız bu kitapta bir araya getirilen söyleşiler, düşüncesine ve ahlakına şaşılacak ölçüde sadık kalmış ve zamana uymadığı dönemlerde önüne geçmiş bir kişiliği açığa çıkarıyor. Tutkulu, çocuk ruhlu, konuşmayı çok seven, çevresini kışkırtmadıkça iletişim eksikliği çeken ve tek başına yaratmaktan hoşlanmayan bir yaratıcı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWtK1txs2I/AAAAAAAAAF0/8fq4CYPXfBg/s1600-h/godard.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWuBiTAjnI/AAAAAAAAAF8/kuw5JYQEkKM/s1600-h/feminist+sinema.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWvjOLBA0I/AAAAAAAAAGU/GaCbc9ZRZM4/s1600-h/feminist+sinema.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270811958541615938" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWvjOLBA0I/AAAAAAAAAGU/GaCbc9ZRZM4/s200/feminist+sinema.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Anneke Smelik’in yazdığı bu kitap, çağdaş feminist sinemanın siyaseti ve beğenilerini ele alan bir çalışmadır. Feminist yönetmenlerin son derece üretken yollarla yarattıkları alternatif film biçimlerini takip eden yazar, feminist filmlerin temelini oluşturan sinemasal sorunlar(yaratıcı yönetmenlik, bakış açısı, metafor, montaj ve imgesel aşırılık)üzerinde durmanın yanı sıra, teori ile sinema arasındaki kesintisiz bir ayna oyunu misali, bu sinemasal tekniklerin dişil öznelliği olumlu biçimde nasıl temsil edegeldiğini de ortaya koymaktadır. Feminist sinema görsel kültürü, bir toplumsal ve sembolik değişim motoru rolü oynayarak dönüştürmüştür. İşte, elinizdeki kitap da, eleştirmenlerin dikkatini fazla çekmemekle birlikte hepsi eşsiz birer eser olan filmler (”Bir Sessizlik Sorgusu”, “Bağdat Kafe”, “Barbar Düğünler”, “Sweetie” ve “The Virgin Machine” gibi) üzerinden, ihtiyacı çok hissedilen kanonlaştırmaya önemli bir katkıda bulunmaktadır. Bu filmlerde feminist gündemin klasik konu başlıklarının bazıları (tecavüz, cinsel şiddet, aralıksız bir mücadele halini almış olan dişil faillik ve özerklik nosyonu ve lezbiyen arzuyu temsil etmenin güçlükleri, vb.) yeniden ele alınırken, feminizmin nasıl bir olumlayıcı farklılık yaratabileceğine ışık tutulmuştur...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar ve resimler: &lt;a href="http://www.hepsiburda.com/"&gt;http://www.hepsiburda.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-5480870161338778974?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/5480870161338778974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=5480870161338778974' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/5480870161338778974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/5480870161338778974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/kitap-kesi.html' title='Kitap Köşesi'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWuf_i41WI/AAAAAAAAAGE/pDP2DETz4YA/s72-c/gecekondu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-1388384232683908972</id><published>2008-11-18T14:16:00.000-08:00</published><updated>2008-12-02T04:25:26.906-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='senatör'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='McCarthy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemada sansür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='faşizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cadı avı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='antikomünist'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hollywood onlusu'/><title type='text'>Cadı Avı Nedir?</title><content type='html'>&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Joseph_McCarthy"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270803135769384930" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 159px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWnhqyMl-I/AAAAAAAAAFk/KTL2qx_HELk/s200/mccharty.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2. Dünya Savaşı bitiminde, ABD'nin Rusya'yla arası iyice açıldı ve soğuk savaş dönemi başladı. Bir "kızıl korkusu" bütün ülkeyi sardı ve Senatör &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Joseph_McCarthy"&gt;McCarthy&lt;/a&gt; öncülüğünde bir "komünist cadı avı" başlatıldı.&lt;span class="fullpost"&gt; 1947'de Amerikan Karşıtı Aktiviteler Komitesi &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/House_Un-American_Activities_Committee"&gt;(HUAC)&lt;/a&gt; tarafından Hollywood'da başlatılan ve etkileri 1950'lerin ortalarına kadar süren, ama endüstriye verdiği zarar çok daha uzun yıllara yayılan soruşturmalar, oyuncusundan senaryo yazarına, birçok sinema endüstrisi emekçisinin kariyerini mahvetti. Soruşturmalarda hükümetle işbirliği yapmayan, arkadaşlarını gammazlamaya yanaşmayan Hollywood çalışanlarının işlerine son verildi. HUAC 1954'te yaklaşık 300 üzerinde sinemacıyı karaladıktan sonra Hollywood'u terk etti. Fakat sinema endüstrisinin her alanı bu komünist cadı avından nasibini aldı. Filmlerin içerikleri değişti. 1947'yle 1954 yılları arasında Hollywood'da 40'ın üzerinde anti-komünist propogandayla dolu film çekildi. Bu filmler gişede çoğunlukla battı, ama stüdyolar boykot edilmekten korktukları için bunları çekmeye devam ettiler. Sosyal konulara hiç değinilmedi. Kısacası ABD'nin 2. Dünya Savaşı sonrası 'Ruslar geliyor' paranoyası, film endüstrisine etkileri uzun süren ciddi bir darbe vurdu. Hollywood 60'larda, yeni başlayan 'medeni haklar hareketleri'nin de ateşlemesiyle biraz kendine geldi. Marlon Brando, Bette Davis ve Sidney Poitier, Burt Lancaster ve Paul Newman'la birlikte 1963'teki Washington yürüyüşüne katıldılar. Martin Luther King suikastinden sonra birçok oyuncunun baskısıyla Oscar törenleri ertelendi. Fakat yine de, 1960'lı yıllar, özellikle de Vietnam savaşı boyunca, Hollywood bazı düzen yanlılarının yuvası olmaktan kurtulamadı. Dönemin en başarılı film yıldızları Ronald Reagan ve George Murphy'di. (Murphy 1964 yılında senatör seçildi, Reagan da 66 yılında valilikle politikaya başladı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=Radikal"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=Radikal&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-1388384232683908972?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/1388384232683908972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=1388384232683908972' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/1388384232683908972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/1388384232683908972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/cad-av-nedir.html' title='Cadı Avı Nedir?'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWnhqyMl-I/AAAAAAAAAFk/KTL2qx_HELk/s72-c/mccharty.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-4972881333715336963</id><published>2008-11-17T10:14:00.001-08:00</published><updated>2008-12-02T04:24:06.890-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kamera'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alman sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='8mm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='70 mm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='16mm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çekim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film kameraları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='35mm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sekans sahne'/><title type='text'>Film Kameraları</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.kameraarkasi.org/kamera/film/cesitleri/filmboyutu/imax.html"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270805539257927074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 130px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWptkehRaI/AAAAAAAAAFs/EkoLyK_R_Po/s200/imaxcam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Film Kamerası&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Film icadından bile önce el ile bir tambur üzerine çizilen resimleri belli bir hızla döndürerek kısa zamanlarda görüntüleri hareketlendirme olayı biliniyordu. Başka bir yöntem ise kartonların üzerine çizilen resimleri aynı düzlem üzerinde ve belli bir hızda arka arkaya çevirerek elde edilen hareketli makinelerdi. Bu yöntem günümüzde halen karton film çizen grafikerler tarafından kullanılır...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Film icat edilip, bir anlık görüntü film düzlemine kaydedilerek elde edilen fotograf görüntüsünden sonra bilim adamları hareketli konuların görüntülerini kaydetmek üzere yarıştılar. Yapılması gereken en önemli hazırlık filmlerin yaprak halinde değil, bir rulo halinde ve metrelerce uzunlukta imal edilmesiydi. Uzun film imalatı yapıldıktan sonra bu filmlere görüntü kaydedecek bir mekanizmanın icat edilmesi gerekiyordu. Fotograf makinesi üreticileri bu konuya çok yatırım yaptılar ve sonunda modern film kameralarının ataları ortaya çıktı. Film bir objektifin önünden el ile sarılarak geçiriliyordu. Kameraman senkron tutturabilmek için içinden şarkı söylemek zorunda kalırdı. Tabii ki senkron tutmuyordu. Daha sonra zemberekli makineler icat edildi. Bu kameralarda kameraman önce sanki saat kurar gibi bir yayı kuruyordu, bu yay boşalırken dişliler yardımıyla filmi hareket ettiriyordu. Kameraman yayı devamlı kurmak zorunda kalıyordu. Fakat bu sistem de senkronu sağlayamıyordu.&lt;br /&gt;Bu arada yapılan çalışmalarda arka arkaya hareket eden film karelerinde saniyede geçen kare sayısı 25 adet olduğunda insan gözü yanılarak hareketi devamlı gibi algıladığı hesaplandı. Bu teorinin film kameralarına uygulanması uzun sürmedi ve saniyede 25 kare fotograf pozlayacak şekilde kamera mekanizmaları üretildi.&lt;br /&gt;Bu kameralar aynı zamanda günümüzde kullanılan modern kameraların teorisini de oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İlk Film Kameraları&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu gün kullanılan ve elektronik destekli modern kameralar üretilene kadar basit, zemberekli sistemler kullanılarak kurulan ve kameramanın pozlanan görüntüye tam hakim olamadığı kameralar ile film çekildi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Film Kamerası Çeşitleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Film kameraları enerjisine, vizörüne ve kullandığı film boyutuna göre sınıflandırılır.&lt;br /&gt;Film kameraları üretilirken elektroniğin yardımıyla video sinyali üretilmekte ve monitör yardımıyla görüntü seyredilmektedir. Uzaktan kumanda devreleri yardımıyla netlik, diyafram ve zum kontrol edilebilmekte, bu sayede film kameraları hata oranını azaltarak kullanılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enerjisine göre:&lt;/strong&gt; Mekanik Kameralar , Elektrik ile Çalışan Kameralar&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vizörüne göre:&lt;/strong&gt; Refleks Kameralar, Refleks Olmayan Kameralar&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Film Boyutuna göre:&lt;/strong&gt; 8mm, 16mm, 35mm, 70mm, I-Max&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8mm Film Kameraları:&lt;/strong&gt; Kullandıkları filme göre normal 8mm ve süper 8mm film kullanan kameralar olarak iki çeşittir. Normal 8mm kameralarda çift perfore'li 16 milimetrelik filmi yan yana iki kez kullanırlar. Film banyo edildikten sonra ikiye ayrılarak eklenir ve normal 8mm film durumuna gelir. Kameranın kullandığı film genelde 15 metredir. Süper 8mm film ise kapalı, hazır kasetler içinde imal edilmişlerdir. Normal 8 milimetrelik filme oranla resim çerçevesi boyutları daha geniştir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;16mm film kameraları:&lt;/strong&gt; Genel olarak televizyonlarda kullanılmışlardır. Elde edilen görüntünün sinema perdesi kadar büyütülmemesi nedeniyle televizyonda iyi sonuç vermişlerdir. Bu nedenle ilk televizyon yayınlarında kullanılan görüntüler 16 mm kameralarla çekilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;35mm film kameraları:&lt;/strong&gt; Sinema filmlerinde kullanılan kameralardır. Kullandıkları filmin genişliği görüntünün sinema perdesi kadar büyütülebilmesine imkan verdiğinden sinema sektöründe halen en çok kullanılan kameralardır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;70mm film kameraları:&lt;/strong&gt; Görüntü kalitesinin artması amacıyla tercih edilen kameralardır. Günümüzde bilgisayar ortamında sinema filmleri üzerinde değişiklik yapmak amacıyla kullanılan film formatının büyük olması tercih edilmektedir. Filme pozlanan görüntü 65mm olduğu halde optik ses kaydedilen bölüm ile birlikte 70mm haline gelir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;I-MAX film kameraları:&lt;/strong&gt; Imax kameralar 15 / 70 filme uygun olarak tasarlanmış. Imax kameraları kullanılan filmin hacmi ve ağırlığından dolayı normalden çok büyük ve ağır oluyor, vah kameraman ve asistanların haline!.. Bir fikir olsun diye ağırlıkları verelim, gözünüzü korkutmak gibi olmasın ama normal Imax kamerası 19 ile 45 kg arası 3D kameralar ise 109 kg. Tabii ki son yıllarda ilk zamanlarda kullanılanlara göre daha sağlam ve hafif malzemelerden yapılmaya başlandı. Dolayısı ile kameralar hafifleşti ve küçüldü. Öyle ki steadicam çalışmaları için bile Imax kamerası yapıldı. Ama yinede Imax filmlerini izleyenler çok kıvrak, hızlı kamera hareketleri olmadığını hemen fark edecekler.&lt;br /&gt;Kameraların en önemli özelliklerinden biride diğer kameralar gibi filmi düşey değil de yatay olarak pozlaması.&lt;br /&gt;3 Boyutlu (3 D) çekimler için ise aynı gövde içinde insanın iki gözünün açısına uygun biçimde yerleştirilmiş iki ayrı objektif ve iki ayrı film mekanizması tasarlanmış. Her objektif kendine ait filmi pozluyor. Her 3D filmde aslında aynı resim yatay açı farklı iki ayrı film olarak stereoskopik çekiliyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Film Kamerasının Bölümleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Film kameraları birçok parçanın ve bölümün birbiri ile uyumlu çalışması sayesinde film çekim işlemini gerçekleştirirler. Bu bölümlerin ayrı ayrı çalışma prensiplerini bilmek gerekir. Bütün bölümleriincelediğimizde film kameralarının mükemmel yapılarından etkileneceksiniz.&lt;br /&gt;Vizör.Vizörün Türkçe karşılığına Bakaç diyebiliriz. Viewfinder veya vizör kamera objektifinde oluşan ve film düzlemine düşen görüntünün kameraman tarafından görülmesine yarayan bir optik ve ayna düzenidir. Görüntüsü çekilen konunun çekim sırasında kameraman tarafından kontrol edilmesine olanak verir. Vizör teknolojileri iki ayrı grupta incelenebilir. Refleks ve refleks olmayan vizörler.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Refleks olmayan vizörler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Objektiften film düzlemine düşen ışığın görülemediği, ayrı bir lens veya objektiften görüntünün izlenebildiği, film düzlemine düşen görüntü ile vizör görüntüsü arasında bir açının bulunduğu vizörlerdir. Kameraman refleks olmayan vizörden baktığında film üzerine düşen görüntüyü göremez. Bu nedenle netleme işlemi göz ile yapılamaz ve kontrol edilemez. Refleks olmayan vizörlerde kameraman netlik yapabilmek için metre ile ölçüm yapmak zorunda kalır. Refleks olmayan ama geliştirilmiş vizörler basit bir Galileo dürbününden başka bir şey değildir. Kameramanın tespit ederek konuya göre taktığı objektifin görüş açısı ile eşdeğer görüntüyü kameramana iletirler. Bu tip vizörlerde de paralaks hatası bulunur ve düzeltme işlemine gerek vardır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Refleks vizörler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Objektiften geçen ışık, örtücü üzerinde bulunan bir ayna yardımı ile 90º kırılarak görüntünün vizörden izlenebilmesi için oküler başlangıcında bulunan prizmaya gönderilir. Çok çeşitli konveks ve konkav merceklerin bulunduğu oküler içinden geçen ışık, vizörün başlangıcında bulunan buzlu cam üzerine düşürülür.&lt;br /&gt;Refleks aynaları imal türlerine göre örtücü üzerinde veya örtücü ile objektif arasında hareket edebilen mekanik bir bölümdür. Kamera gövdesinde bulunan ve refleks aynasından kırılarak gelen ışınları, vizör içinde saptıran Prizma sabit olup bir yüzü aynalaştırılmış veya aynadan yapılmıştır.&lt;br /&gt;Refleks vizörü tamamlayan diğer bir bölüm de opal camdır. Görüntünün gözle izlenebilir duruma geldiği bir cins buzlu camdır. Bu buzlu cam üzerinde Format denilen film karesi gibi 3/4 oranlı dikdörtgen şeklinde bir çizgi çerçeve bulunur. Vizörden bakıldığında netlik ve kompozisyon bu buzlu cam üzerine düşen görüntüden izlenir. Bu çerçeve projeksiyon formatıdır.&lt;br /&gt;Bu format üzerindeki dikdörtgen çizginin içinde ayrıca dikdörtgen bir çerçeve daha bulunur. Bu çizgiden oluşan çerçeve ise televizyon çekimlerinde kullanılan film karesi veya çerçevesidir. Biz buna uygulamada Televizyon Formatı diyoruz.&lt;br /&gt;Çekilen filmlerdeki optik yolla elde edilen ve filme kaydedilen görüntü televizyonda yayınlanırken elektronik sinyallere dönüşecek ve biz alıcılarımızda bu görüntüyü izlerken yayın stüdyolarında film gösterme cihazları ( Tele-Cine Cihazları ) gösterim sırasında film karesini belli oranlarda kesecektir. Bu oran sabit bir değerde olduğundan televizyon çekimlerinde kullanılan film kamerası vizörlerinde televizyon formatı da bulunur. Kameranın çerçeveleme işlemini televizyon formatına göre yaparak bu hatayı engelleyecektir.&lt;br /&gt;Refleks vizörlerin optik yapılarında konveks ve konkav mercek sistemleri kullanılmaktadır. Günümüzde geliştirilmiş refleks vizör yapıları, hem parlaklık hem de rahat görüntü verebilecek niteliktedir. Arriflex kamera vizörleri refleks olup görüntüyü on kez büyütürler.&lt;br /&gt;Bu büyütme yapılarında bulunan mercek sistemlerinden kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;Vizör sistemi 360º dönebilecek şekilde tasarlanan oküler bölümden de imal edilmektedir. Kameramana çekimlerde çerçeve emniyeti ve rahatlık sağlayan bu bölüme Periskobik Vizör diyoruz.&lt;br /&gt;Refleks vizörler hakkında bilinmesi gereken en can alıcı nokta ise çekim sırasında gözün vizör lastiğini tam olarak kapatması gereğidir. Göz ve vizör lastiği arasında kalan boşluktan içeri giren ışık filmi pozlayacaktır. Bu giren ışık görüntü üzerinde kontrastlığın düşmesine, sis tabakası gibi gri bir tabaka oluşmasına neden olacaktır. Renkli filmlerde ise bu sis tabakası mavi renkte meydana gelecektir ve görüntüyü olumsuz yönde etkileyecektir. Kameraman refleks vizör sistemi bulunan kamerada çekim sırasında gözünü ayıramaz.&lt;br /&gt;Özel durumlarda örneğin steadicam kullanırken görüntü monitörden takip edilir ve kamera vizöründe bulunan diyafram şeklindeki kapak kapatılarak siyah bant ile bantlanır. Bu sayede vizörden ışık girmesi engellenir. Aynı durum animasyonlarda kullanılan film kameralarında uygulanır.&lt;br /&gt;Refleks vizörlere kameramanın veya görüntüye bakacak kişinin gözlük kullanamayacağı düşünülerek Diyoptri bölümü eklenmiştir. Bu bölüm vizör lastiği altında bulunan ayrı bir mercek sistemidir. Bu sayede kameraman göz bozukluğuna göre Diyoptri Ayarını yaparak net görebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Film Kızağı ( Aperture Plate ):&lt;/strong&gt; Kamerada kullanılan filmin eni ölçüsünde olan kızak, filmin düzgün bir şekilde yol almasını sağlayan özel alaşımlı çelikten imal edilmiş film duyarkatının çizilmesine olanak vermeyen ve en önemli kamera bölümlerinden biridir. Kameranın belirli bir süre kullanımından sonra özel ölçüm cihazları ile ölçülerek filmin akışından dolayı çeliği aşınan film kızağı yenisi ile değiştirilmelidir. Bu ölçüm yapılmadığı ve film kızağı aşındığı anlaşıldığı halde değiştirilmediği zaman kamera net olmayan çekimler yapacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Baskı ( Rear Pressure Plate ):&lt;/strong&gt; Film kızağı içinde akan filmi tam bir düzlem durumuna getiren, kızak baskısıdır. Bu baskılar son derece hassas bir yay sistemi ile donatılmışlardır. Aynı kızak aşınması gibi, bu baskıların da belirli süreler sonunda ölçümleri yapılıp istenilen ölçüde baskı yapmıyorsa değiştirilmesi yapılmalıdır. Baskının gevşemesi durumunda net olmayan çekimler yapılır. Baskının film üzerine fazla güç uygulaması ve filmi sıkıştırması durumunda film üzerinde çizilmeler, biraz daha baskı yüzünden filmde parçalanmalar olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çekici Tırnak ( Griff veya Pull - Down Claw ) :&lt;/strong&gt; Filmlerin yanlarında bulunan kenar deliklerine ( Perfore ) takılarak, film kızağı içinde filmin akışını sağlayan, her film karesini pozlamak için görüntü penceresi önüne çeken ve kameranın diğer bölümleri ile uyum içinde çalışan mekanik sistemdir. Özellikle Arriflex kameralarda tırnak haricinde bir de sabitleme tırnağı ( Registation Pin ) bulunur. Tırnağın perforeye takılarak görüntü penceresi önüne çektiği film karesini sabitleme tırnağı da başka bir perforeye takılarak pencere önünde tutup pozlanması için sağlıklı bir sistem oluşturur&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Objektif Yuvası ( Lens Mount ):&lt;/strong&gt; Kamera objektifinin kamera üzerinde takıldığı yuvadır. Bu yuvalara ayrıca Bayonet diyebiliriz. Her kamera üreticisi kamera gövdesine kendine özgü bir objektif yuvası monte ederek satışa çıkarır. Bu orjinal bayonet üreticinin anlaşmalı veya tavsiye ettiği piyasada bulunan ve kullanılan objektiflere uygundur. Kamera üreticisinin kamera üzerine taktığı bayonet başka objektifler için uygun olmayabilir. Bu nedenden kameramanın elinde bulunan objektifleri kullanmak için bayoneti değiştirmesi gerekebilir. Bu sayede fotograf makineleri için üretilmiş objektifler, özellikle tele ve zumlar film kameralarında kullanılabilir.&lt;br /&gt;Kameraya objektif takılması ve çıkarılması&lt;br /&gt;Objektif yuvasına objektif takılması için kamera gövdesinde bayonet üzerinde yer alan kilit döndürülerek açılır. Bu sırada objektifin tutulması gerekir çünkü bu kilit açılır açılmaz objektif boşta kalır. Objektif gövdesi geriye doğru çekilerek çıkarılır. Çıkarılan objektifin yerine kapak veya yeni bir objektif takılarak kilit kapatılır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Takometre - Counter – Sayıcı :&lt;/strong&gt; Kameralarda birim zamanda ( saniye olarak ) film penceresinden kaç karelik film geçtiğini belirten göstergedir. Kameramıza değişken devirli motor taktığımızda, film penceresi önünden geçen birim zamandaki kare sayısını bu göstergeden okuyabiliriz. Bu göstergeler değişik değerler arasında çalışabilecek şekilde üretilmiştir. Arriflex kameralarda 0 - 50 değerleri arasındadır.&lt;br /&gt;Yeni üretilen kameralarda digital ( sayısal ) olarak bir display üzerinde ışıklı olarak counter bulunmaktadır. Bu counter saniyede kaç karenin geçtiğini göstermektedir. Kare sayısı azaltıldığında veya arttırıldığında resetlenerek kamera çalıştıktan sonra film penceresinden pozlanan kare sayısı görülebilir. Bu gelişmiş counter elektronik devre ile denetlenmektedir ve hafızası vardır. Bu hafıza şasesinde daha önce çalışılan kare sayısı hafızaya alınarak denetlenebilir&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Deklanşör ( Motor Switch ) :&lt;/strong&gt; Kamerayı çalıştırma düğmesidir. Kameranın güç kaynağından gelen enerjiyi açıp kapatmaya yarar. Aküden gelen enerji motora bağlıdır ve motor yardımı ile kameranın mekanik bölümlerinin hareketi sağlanmaktadır. Kameranın sol tarafında ve kameramanın kolay erişebileceği bir yerde bulunan deklanşör hafif bir parmak basıncıyla çalışabilecek niteliktedir&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Örtücü ( Shutter / Obtüratör ) :&lt;/strong&gt; İyi bir görüntünün elde edilebilmesi için, kamera objektifinden gerekli miktarda ışığın gerekli sürede geçmesi gerekir. Bu gerekli miktardaki ışığın gerekli geçiş süresi kamera gövdesinde bulunan ve hareketli bir mekanizma olan örtücü ile sağlanır.&lt;br /&gt;Genellikle refleks kameralarda bu hareket dairesel, refleks olmayan kameralarda ise yatay veya dikey harekete sahiptir. Bilindiği gibi fotograf bir anın saptanmasıdır. Kamera hareketli fotograflar çeken, akıp giden bir filmi pozlandıran yapıdadır. Işığa karşı duyarlı filmin ışık etkisine bırakılma süresi saniyenin kesirleri ile ölçülür. O halde görüntünün film üzerine düşen pozlama zamanını tayin etmek ve film akışı halinde objektif lensini dolayısıyla film penceresini kapatarak filmin pozlanmasına yani ışıklamaya engel olmak örtücünün görevidir. Refleks vizörlü kameralarda görüntüyü vizöre bakarak aktarabilmek için örtücü üzerinde veya önünde refleks aynası bulunur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sabit Örtücüler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;En çok kullanılan tipleri 170º - 180º merkez açılı, dairesel metal bir parça halindedir. Sabit örtücüler yarım dairesel oldukları gibi, 90º merkez açılı kapalı ve 90º merkez açılı açık kısımların karşılıklı oluşturduğu kelebek örtücü biçiminde de olabilirler.&lt;br /&gt;Bu iki tip örtücünün yarım daire biçiminde olanı 360º tam döndüğünde film üzerinde bir görüntü karesi ile bir de dekadraj oluşur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dekadraj :&lt;/strong&gt; Film üzerindeki görüntünün yüzeyini sınırlayan, 3/4 oranında dikdörtgen meydana getiren doğruların alt alta olma durumlarında görüntü kareleri arasında kalan bölümdür.&lt;br /&gt;Kelebek biçimli örtücü taşıyan bir kamerada, film üzerindeki bir karelik görüntünün oluşumu, 90º merkez açılı açık kısmın görüntü penceresi önünden geçişi anındadır. Örtücünün bu 90º merkez açılı açık kısmını takip eden 90º merkez açılı kapalı kısmın film penceresi önünden geçişi anında film de akış halindedir. Bu bir karelik görüntüyü takip eden dekadraj 90º merkez açılı kapalı kısmın film penceresi önünden geçişi ile olur. Bu sonuca göre kelebek biçimli örtücünün 360 derecelik tam bir dönüşü sırasında film şeridi üzerinde iki film karesi ve iki dekadraj meydana gelir.&lt;br /&gt;Değişebilir Örtücüler&lt;br /&gt;Ana yapıları sabit örtücüler gibidir. Aralarındaki tek fark hem yarım daire hem de kelebek biçimli örtücülerin açık ve kapalı kısımlarının merkez açıları dışarıdan verilen komut ile değiştirilebilmesidir.&lt;br /&gt;Örneğin : 170º merkez açılı bir kısmı açık olan yarım daire biçimli bir değişir örtücünün kapalı kısmı, merkez açısı 360º - 170º = 190º olur. Dışarıdan müdahale ile bu örtücünün 170º, 150º, 100º, 50º, 30º ve 5 dereceye kadar düşürülebilir.&lt;br /&gt;Televizyon için : Yarım daire biçimli örtücüye sahip kameralarda bir saniyede 360 derecelik 25 tam dönü'dür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tambur ( Sprocket Guide ) :&lt;/strong&gt; Motordan aldığı güç ile filmi bir yönden çekip, diğer tarafa aktaran ve filmi dengede tutan, üzerinde film kenar deliklerine uygun dişler bulunan dişli bir çarktır. Çekici tırnağın hareketleri çok hızlıdır. Aşağı hareketinde film gerçek bir darbe ve çekişle karşı karşıyadır. Bu darbe ile filmin yırtılmaması için kızağın üst ve alt kısımlarında filmin bol bırakılması gerekir. Bu bölümlerde bırakılan filme bukle denir. Buklelerden kızağın üstünde kalanının devamlı beslenmesi gerekir. Kızağın altında kalan buklenin, pozlanmış filmi saran kaset içine toplanması ve makara tarafından küçültülmemesi için bukle uzunluklarının sabit tutulması gerekir.&lt;br /&gt;Kamerada tek tambur bulunuyorsa iki işlem bir arada yapılıyor demektir. Tek tambur bir yönlü dönüşüyle ham film ( pozlanmamış film ) rulosundan çekerek üst bukleyi besler. Alt bukleyi sabit tutarak pozlanmış filmi sarma makarasına gönderir. İkili tambur sisteminde bu iki işi ayrı tamburlar yapar. Arri 16 BL veya Cinema Products CP 16 R kameralarda bu tambur sistemi değiştirilerek, yan kanal manyetik ses kaydı için değişik bir tambur sistemi takılır. Bu sistemde hem tambur hem de ses kayıt kafası bulunur.&lt;br /&gt;Film Kasetleri ; Üzerinde iki makara bulunan ve bu makaralardan birine ham filmin yerleştirildiği diğerine pozlanmış filmin sarıldığı, içerisine ışık geçirmeyen hafif metalden üretilen kamera parçasına kaset denir.&lt;br /&gt;Kaset ; Film kasetleri 60, 120 veya 360 metrelik film alabilecek şekilde üretilirler. Çalışılabilecek konunun süresine göre kaset değiştirilerek bir avantaj sağlanır. Film kasetlerinin hareketi dişli, mil friksiyon yayı gibi bir aracı ile alıcının motorundan aktarma ile sağlanır. Bazı kamera kasetlerinde ise ayrıca kaset motoru da bulunur. Bu tür kasetleri kullanan kameralarda ana motorun gücü herhangi bir sistem ile kasete aktarılmamıştır. Kaset içindeki pozlanmış filmi sarma makarası kaset motoru ile hareket ettirilir.&lt;br /&gt;Kameralarda geriye sarma işlemi yapabilen motor varsa ve geriye sarma yapılacak motorun geri pozisyonuna alınması ile birlikte kaset motorunun da geri pozisyonuna alınması gerekir. Bu işlem yapılmazsa film gerilerek parçalanacaktır. Arri 16 ST kamera kasetleri motorludur. Kaset motoru enerjisini ana motoru besleyen güç kaynağından alır. Ayrıca kamera güç kaynağı kablosundan başka bir kablo yardımı ile senkron olarak çalışır. Diğer kaset yapıları güç aktarma bakımından farklılık gösterirler. Kaset motoru olmayan sistemlerde gücü aktarmak için dişliler kullanılmıştır. Doğrudan kamera gövdesindeki kaset dişlisi ile gücü alıp çalışırlar. Arri M 16, Arri BL 16,&lt;br /&gt;Arri 35 II C, Eclair ACL 16 kameralarda bu tip kasetler kullanılır. Kasetler kamera üzerinde tek olduğu gibi ayrı ayrı da olabilirler. Mitchell W 2+4 veya Frezzolini FR 16 ham film kaseti ayrı, pozlandırılmış film kaseti ayrı olarak imal edilmiştir.&lt;br /&gt;Co - Aksial Kaset: Günümüzde en çok kullanılan sistemdir. Bu kasetlerin içinde ham film ve pozlandırılmış film için ayrı bölümler bulunur. Kaset içine ışık giremeyecek bir kapak sistemi vardır. Tambur baskı sistemi kasetin pozlanmış film bölümünde düşünülmüş, filmi çeken tırnak ( Griff ) kamera üzerinde bırakılmıştır. Kaset kameradan bir dişli yardımıyla güç almaktadır. Bu kasetin dizaynı aynı zamanda denge faktörleri dikkate alınarak yapılmıştır. Kamera ile bütünleşen co-axial kaset, kameranın omuzda veya sdeadicam üzerinde dengeli kullanılmasına olanak verir. Diğer bir özelliği ise film şarjı çok çabuktur. Bukleleri verilerek takılan filmler kasetin içinde çekime hazır durumdadır. Filmi biten kameraman, bitirdiği kaseti çıkararak dolu bir kaseti alıp yerine kolayca ve film yanma problemi yaşamadan bir kaç saniyede takar. Bu özellik diğer kamera kasetlerine üstünlük sağlamaktadır.&lt;br /&gt;Film kasetleri özel alaşımlı alüminyumdan üretilir ve özel bir boya ile mat siyaha boyanır. Kasetlerde biri ham, diğeri pozlanmış film için iki göbek takozu veya film makarası için mil vardır. Bunları iki adet film ağım kolu veya film baskı maşası tamamlar. Ham filme baskı yapan kol aynı zamanda kasetin içindeki film rezervini bildirir. Bu da kasetin dışarıdan görünür bir yerinde olur.&lt;br /&gt;Kaset kapakları ışığı sızdırmayacak şekilde yapılmış ve hassas kilit sistemleri ile üretilmiştir. Kapak dikkatle kontrol edildikten sonra kilitlenmelidir. Kasetlerin içi film kanalları metraj göstergesi ve kilitleri sağlıklı çalışmalıdır.&lt;br /&gt;Güç Kaynakları: Kamera motorunun ve varsa elektronik devresinin çalışması için gereken enerjiyi sağlayan elemandır.&lt;br /&gt;Doğru Akım Güç Kaynakları: Doğru akımlı güç kaynaklarına akü diyoruz. Aküler içlerinde özel üretilmiş bir pil veya genelde standart boyutlarda pil bulunan ve pillerin bittiğinde değiştirilebileceği açılabilir bir kutu içine yerleştirilen ve kameraya enerji aktarmak için bir kablo soketinin bulunduğu enerji kaynağıdır. Akülerde enerjisi tükendiğinde atılan ve enerjisi tükendiğinde şarj edilebilen iki tür pil kullanılır.&lt;br /&gt;Doğru akımlı güç kaynakları 8 - 12 - 16 - 20 - 24 - 30 volt değerinde imal edilirler. Genelde 8 - 12 ve 16 volt olanları nikel cadmium dur.&lt;br /&gt;Bu pil tipleri nedeniyle aküler iki grupta toplanabilir. Şarjsız aküler ve şarjlı aküler.&lt;br /&gt;Şarjsız Aküler: Genelde kuru pil ( Alkalin ) kullanır. Kuru pil enerjisi bittiğinde şarj edilemez ve atılır. Şarjsız akü tiplerinden yüksek gerilim ve akım kullanan aküler ise asitli sulu olarak imal edilirler. Voltaj olarak değeri yüksek olan akülerin hacimleri büyüyerek ağırlıkları artmakta ve taşımaları sorun yaratmaktadır. Tam şarjlı bir akünün çalışma ısısı -20ºC ile +60ºC arasındadır. Bu nedenle daha yüksek ve düşük ısılarda akü güç yitirecek ve kamera motorunun devri düşecektir. Bu nedenlerle yüksek gerilim ve akımda çalışan kameralarda bu tip aküleri kullanmak yerine alternatif akım kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Şarjlı Aküler: Nikel Cadmium veya Lidyum pil kullanan akülerdir. Bu tip piller enerjileri tükendiğinde bir şarj cihazı yardımıyla tekrar doldurulabilirler. Ancak bu akülerinde bir ömürleri vardır. Uzun süre kullandıktan sonra şarj tutmazlar. Bu nedenle uzun ömürlü olmaları şarj ve deşarj işleminin sağlıklı olması ile doğru orantılıdır. Şarjı bitmemiş bir aküyü yeniden şarj etmek yanlıştır. Uzun süre kullanılmadan şarjlı olarak bekletilen akülerde özelliğini yitirir. Bu tip aküleri periyodik bir sistemle şarj ve deşarj etmek gerekir. Şarjlı aküler bir şarj aleti yardımı ile doldurulduklarından şehir şebekesi veya jeneratörden elde edilen bir enerjiye gereksinme duyarlar. Bu nedenle şarjlı aküleri kullanmak için yine bir enerji kaynağına ihtiyaç vardır. Film kameraları için iyi şarj edilmiş sağlam bir akü 1250 metreye yakın film çeker. Bir kaç tane akü yardımı ile uzun süre şehir şebekesine ihtiyaç duymadan çekim yapılabilir. Bu nedenle enerji kaynaklarından fazla uzakta olan çekimlere imkan vermezler.&lt;br /&gt;Kamera çalışma voltajına göre üretilen aküler, üretici firmaların çokluğu nedeniyle çeşitlidir. Kamera başka enerji kaynaklarının adaptasyonu ile çalışsa da, kamera için en sağlıklı enerji kaynağı aküdür. Günümüzde modern kamera teknolojilerinde elektronik devrelerin kamera bünyesine girmesiyle daha çok doğru akım kullanan kameralar üretilmektedir. Doğru akım ise en sağlıklı akü teknolojilerinden elde edilir.&lt;br /&gt;Akü kullanmanın bir çok avantajı vardır. Akü, kamera ve kameramanın özgürce hareket edebilmesine olanak verir. Bu sayede kamera hareketi gereken cihazlarda kameraman rahat etmektedir. Elektrik enerjisinin bulunmadığı yerlerde çekim yapma olanağı sağlar.&lt;br /&gt;Alternatif Akımlı Güç Kaynakları: 110 veya 220 volt alternatif akımı, kamera motorunun çalıştığı voltaja bir transformatör veya adaptör yardımı ile indirerek kameranın çalışmasını sağlayan cihazlara besleme ünitesi denir. Alternatif akım olan 110 veya 220 voltun, hem kamera çalışma voltajına düşürülmesi hem de doğru akıma dönüştürülmesi işlemini besleme ünitesi yapar. Günümüzde üretilen besleme üniteleri yardımı ile alternatif akım şehir şebekesi veya jeneratör voltajı kameralarda kullanılabildiği gibi nikel cadmium aküleri şarj etmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kamera Motorları:&lt;/strong&gt; Motor, kameranın mekanik parçalarına hareket sağlayan elemandır. Doğru akım ve alternatif akımla değişik voltajlarda çalışan türleri vardır. Motor kamera aküsü kullanılarak beslenir. Fakat jeneratör veya şehir şebekesinden gelen voltajın transformatör yardımıyla kamera çalışma voltajına uygun hale getirilmesiyle de çalışabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yapısal olarak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kristal ( Crystal ) Motorlar:&lt;/strong&gt; Kristal motorlar üzerlerinde bulunan bir elektronik devre yardımı ve kristal osilatör kullanarak 50 Hz gibi sabit bir frekansta dönüş devir hızları kontrol altına alınıp sabit devir hızı sağlanmıştır. Bu sayede görüntü ve ses arasında eşlemeler ( senkron ) sağlanır. Kamera üzerinde bulunan 24 - 25 kare anahtarı ve hız ayar potansiyometresi yardımıyla motor devri kontrol edilebilir.&lt;br /&gt;Senkron ( Synchron ) Motorlar: Belli bir voltaj altında birim zamanda sabit bir devirde çalışan motorlardır. Voltaj düşmesi ile birim zamandaki devirleri de azalır. Bu nedenle genelde sessiz çekimlerde kullanılırlar. Sesli çekin yapılacaksa kamera ve ses kayıt cihazları pilot ton kablosu ile eşlenmek zorundadır.&lt;br /&gt;Senkron Olmayan Motorlar ( A Senkron - Non Synchron ): Bu tip motorlarda, motor üzerindeki devir komuta parçası ( devir rotoru ) yardımı ile belli voltaj bir altında birim zamandaki devir sayısını bilinen sınırlar içinde değiştirebilirler. Bu işlemin kontrolü takometre ile yapılır. Bazı değişken devirli motorlarda çekim sırasındaki voltaj değişikliği nedeniyle oluşacak devir kayıpları, devir komuta parçası ile kısa bir süre içinde giderilir. Değişken devirli motorlar ile normal hareket hızlandırılmış hareket ( fast motion ) veya yavaşlatılmış hareket ( slow motion ) çekimleri yapılabilir.&lt;br /&gt;Değişebilir devirli motorlara sahip kameralarda devir sayısı değiştirildiğinde buna bağlı olarak örtücünün de birim zamandaki devir sayısı değişir. Bu sayede örtücünün açık kısmı film penceresi önünden birim zamanda normalden daha yavaş veya hızlı geçer. Bu durum filmin pozlanma süresini etkileyerek istediğimiz hızdaki ( kare sayısındaki ) çekimi yapabiliriz. Pozlama dengesi ise diyafram sistemi ile sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tek Kare Motorları:&lt;/strong&gt; Canlandırma (Animasyon ) tekniği ile yapılan film çekimlerinde kullanılan kamera motorudur. Kameranın fotograf makinesi gibi tek kare veya birkaç kare çekim yapmasına olanak verir. Bu sayede çizgi film ( Drawing Animation ), kukla film ( Puppet Animation ), rölyef film ( Relief Animation ) çekimleri kolayca yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://asinema.net/"&gt;http://asinema.net/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-4972881333715336963?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/4972881333715336963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=4972881333715336963' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/4972881333715336963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/4972881333715336963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/film-kameralar_17.html' title='Film Kameraları'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SSWptkehRaI/AAAAAAAAAFs/EkoLyK_R_Po/s72-c/imaxcam.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-5150692011474273607</id><published>2008-11-15T15:13:00.000-08:00</published><updated>2008-11-20T23:06:20.670-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='singing in the rain'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sesli filme geçiş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gane kelly'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yağmurda söylenen şarkı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dans'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sessiz sinema'/><title type='text'>Singing in The Rain</title><content type='html'>&lt;p style="visibility: visible; text-align: justify;"&gt;&lt;object type="application/x-shockwave-flash" data="http://widget-d9.slide.com/widgets/sf.swf" style="width: 450px; height: 356px;" height="356" width="450"&gt;&lt;param name="movie" value="http://widget-d9.slide.com/widgets/sf.swf"&gt;&lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;param name="scale" value="noscale"&gt;&lt;param name="salign" value="l"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt; &lt;param name="flashvars" value="cy=ms&amp;amp;il=1&amp;amp;channel=2594073385383203545&amp;amp;site=widget-d9.slide.com"&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="white-space: nowrap; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;amp;at=un&amp;amp;id=2594073385383203545&amp;amp;map=C" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-d9.slide.com/q1/2594073385383203545/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide8.gif" ismap="ismap" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;amp;at=un&amp;amp;id=2594073385383203545&amp;amp;map=D" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-d9.slide.com/q2/2594073385383203545/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide7.gif" ismap="ismap" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;amp;at=un&amp;amp;id=2594073385383203545&amp;amp;map=I" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-d9.slide.com/q4/2594073385383203545/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide42.gif" ismap="ismap" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sessiz sinemadan sesliye geçişi anlatan &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Singin%27_in_the_Rain_%28film%29"&gt;Singing in The Rain&lt;/a&gt; filminden bir sahne, Gane Kelly'nin ilginç dansı sizlerle...&lt;br /&gt;Singin In The Rain (1952)&lt;br /&gt;Yönetmenler : Stanley Donen, Gene Kelly&lt;br /&gt;Oynayanlar : Gene Kelly, Donald O'Connor, Debbie Reynolds, Jean Hagen&lt;br /&gt;Tür : Müzikal Komedi&lt;br /&gt;Konu : Sessiz Sinemanın son zamanlarındayız...&lt;span class="fullpost"&gt; Artık yavaş yavaş sesli filmler yaygınlaşmaya başlamıştır. Don Lockwood (Gene Kelly) ile&lt;br /&gt;sevgilisi Lina(Jean Hagen) sessiz sinemanın son yıldızlarındandır.&lt;br /&gt;Yaptıkları tüm romantik filmler izleyicilerin dilindedir. Bu sırada&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SR9oM8HQjCI/AAAAAAAAAFU/MiCJY88oZtQ/s1600-h/singing+in+the+rain.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SR9oM8HQjCI/AAAAAAAAAFU/MiCJY88oZtQ/s320/singing+in+the+rain.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269044660551060514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kathy Selden (Debbie Reynolds ) adında bir kadın ortaya çıkarak&lt;br /&gt;Don'a sinema oyuncularının karaktersiz gölgeler olduğunu söylemesi&lt;br /&gt;ile zaten sesli sinemaya geçiş nedeni ile kariyerinde bir boşluk&lt;br /&gt;hisseden Don iyice kötüleşir. Zira sesli sinemaya sevgilisi yüzünden&lt;br /&gt;de geçemiyordur. Çünkü Lina'nın sesi bir romantik oyuncu sesi&lt;br /&gt;olamayacak kadar incedir.Don bu sırada kendisi hakkında atıp tutan&lt;br /&gt;Kathy ile sohbetlere başlar. Aralarındaki durumu fark eden Lina ise&lt;br /&gt;Don'u kaybetmemek için elinden geleni yapacaktır...&lt;br /&gt;Sinema dünyasında sessiz filmden sesli filme geçişi mizahi ve&lt;br /&gt;müzikal bir dille anlatan bu film sinema klasikleri arasındaki&lt;br /&gt;yerini çoktan almış durumda. Filmin içindeki müzikler ve danslar&lt;br /&gt;gerçekten de gözlere hitap ediyor. Gene Kelly’in hem yönetmenlikte&lt;br /&gt;hem de oyunculuktaki performansı çok hoş. Hatta ve hatta herkesin&lt;br /&gt;bildiği unutulmaz sahnesi. Evet Gene Kelly’in yağmurda şarkı&lt;br /&gt;söyleyip dans ettiği sahneden bahsediyorum. Lina’ya aşık olmuş bir&lt;br /&gt;vaziyette yağmurda dans ettiği , şarkı söylediği ve deli gibi&lt;br /&gt;çılgıncasına kendinden geçtiği sahne. Bugün tekrar izledim o&lt;br /&gt;sahneyi.Yanıma kurstaki arkadaşlarımı da çağırdım. Filmi bilmeyen&lt;br /&gt;gençler dahi vardı. Aldırmadım izlettim. Yüzlerindeki gülümsemeyi&lt;br /&gt;görmek inanın bana çok hoşuma gitti. Sizlere şu ana kadar yapılmış&lt;br /&gt;müzikallerden birinden bahsediyorum. Hatta gördüğüm en güzel&lt;br /&gt;sahnelerinden birisinden. Bu filmi izleyin. Günümüzde yapılamayan&lt;br /&gt;müzikallere inat bu filmi izleyin ve müzikal nasıl yapılırmış görün.&lt;br /&gt;Romantizm , mizah ve komedi. Unutamayacaksınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-5150692011474273607?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/5150692011474273607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=5150692011474273607' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/5150692011474273607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/5150692011474273607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/singing-in-rain.html' title='Singing in The Rain'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SR9oM8HQjCI/AAAAAAAAAFU/MiCJY88oZtQ/s72-c/singing+in+the+rain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-2411233463952365282</id><published>2008-11-13T12:37:00.000-08:00</published><updated>2008-11-20T23:07:45.367-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın yönetmen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ünlü yönetmenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alice Guy Blache'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genel kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminizm'/><title type='text'>Genel Kültür Köşesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyQTBNkNiI/AAAAAAAAAEM/Kg30WKM-7AA/s1600-h/alice_guy_blache.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 95px; height: 139px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyQTBNkNiI/AAAAAAAAAEM/Kg30WKM-7AA/s320/alice_guy_blache.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268244320533886498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Alice_Guy_Blach%C3%A9"&gt;Alice Guy Blaché.&lt;/a&gt; Dünyanın ilk kadın yönetmeni. Kimileri için sinemanın annesi, kimileri için de... &lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:85%;"&gt; kısa ve sessiz filmleriyle bir düş yaratıcısı. İlk filmi The Cabbage Fairy’i (La Fée aux Choux) 1896 senesinde, yani sinemanın icadından bir sene sonra yaptı. Fransa’da başladığı sinema yaşamını Amerika’da sürdürdü. 250’ye yakın film yaptı. Aşk konulu filmlerden bilimkurguya kadar pek çok türü ve konuyu sinemada ilk anlatan kadın o oldu. 1960’larda başlayan feminist film çalışmalarının ilk kaynağı, onun sinemasıydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-2411233463952365282?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/2411233463952365282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=2411233463952365282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/2411233463952365282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/2411233463952365282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/genel-kltr-kesi.html' title='Genel Kültür Köşesi'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyQTBNkNiI/AAAAAAAAAEM/Kg30WKM-7AA/s72-c/alice_guy_blache.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-1686131955767479189</id><published>2008-11-12T11:27:00.001-08:00</published><updated>2008-11-17T10:01:12.490-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güzel film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='editörden'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinematografik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='üç film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seçmeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film seyret'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanatsal'/><title type='text'>Her Hafta 3 Fİlm</title><content type='html'>Bu filmleri seyretmenizi tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.imdb.com/title/tt0423866/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267906954181242722" style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; WIDTH: 156px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 217px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRtddtnIb2I/AAAAAAAAADc/2rDV428h1HY/s200/bos+ev.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1) Genç ve gizemli bir adam hayatını tatildeki insanların boş evlerine girerek geçirmektedir. Başkasına ait evlere, yaşamlara girip çıkan bu tuhaf yabancı, tanımadığı insanların yataklarında yatıp, onların dolaplarından karnını doyurur, bunun karşılığında...&lt;span class="fullpost"&gt; evlerindeki bozuk aletleri tamir eder, çamaşırlarını yıkar. İçine girdiği evleri sahipleri dönmeden terkeden gizemli genç girdiği evin boş olmadığını farkeder. Kocası tarafından şiddete maruz kalan eski bir model’in evine giren genç adam bir süre, kadının varlığını farketmez. Genç adam ve kadın birbirlerinin farkına vardıklarında, kelimelerin gereksiz olduğu bir yolculuğa çıkarlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.imdb.com/title/tt0475169/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267908950692320658" style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; WIDTH: 150px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 209px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRtfR7Md1ZI/AAAAAAAAAD8/AfwiK33HKCY/s200/13.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;2) Sebastian gürcistandan Fransaya göç etmiş, gündelik işlerle hayatını kazananradan biridir. bir gün tuhaf bir adamla çatısını onarmak üzere anlaşır. Adam şüpheli bir biçimde ölünce Sebastian istemeden şahit olduğu bazı ipuçlarınadayanarak heyecan ve sonunda maddi çıkarlar umduğu bir maceraya atılır.. Polisinonu izlediğinden habersizdir. Fakat işler umduğu gibi gitmez ve kendisinin dehayalini zorlayacak tuhaf ilişkilerin ortasında bulur kendini.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.imdb.com/title/tt0106856/"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267909479805146258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; WIDTH: 149px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 205px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRtfwuSy1JI/AAAAAAAAAEE/BbawftdoxzM/s200/falling_down.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"   style="font-family:georgia;font-size:130%;"&gt;3) Terör şehri kuşatmış, dükkânlarda, restoranlarda müşterilere saygı kalmamıştır. Biryaz gününde arabasıyla evine gitmeye çalışırken çileden çıkan Bill Foster, kentiniçinde vahşet saçmaya başlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRtfR7Md1ZI/AAAAAAAAAD8/AfwiK33HKCY/s1600-h/13.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRtfR7Md1ZI/AAAAAAAAAD8/AfwiK33HKCY/s1600-h/13.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRtfR7Md1ZI/AAAAAAAAAD8/AfwiK33HKCY/s1600-h/13.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-1686131955767479189?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/1686131955767479189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=1686131955767479189' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/1686131955767479189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/1686131955767479189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/mutlaka-bakn.html' title='Her Hafta 3 Fİlm'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRtddtnIb2I/AAAAAAAAADc/2rDV428h1HY/s72-c/bos+ev.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-1466399996785562733</id><published>2008-11-12T11:04:00.000-08:00</published><updated>2008-11-14T15:20:17.925-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çeşitler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film türleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarzlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema türleri'/><title type='text'>Film Türleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRySRMzeLNI/AAAAAAAAAEU/pSOKblcMLmo/s1600-h/kameraman.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 187px; height: 142px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRySRMzeLNI/AAAAAAAAAEU/pSOKblcMLmo/s200/kameraman.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268246488309181650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aksiyon&lt;br /&gt;Macera&lt;br /&gt;Animasyon&lt;br /&gt;Biyografi (Hayat Hikayesi)&lt;br /&gt;Otobiyografi&lt;br /&gt;Komedi...&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Suç (Polisiye)&lt;br /&gt;Belgesel&lt;br /&gt;Dram&lt;br /&gt;Aile&lt;br /&gt;Fantastik&lt;br /&gt;Oyun Gösterisi (Game-Show)&lt;br /&gt;Tarihi&lt;br /&gt;Müzik&lt;br /&gt;Müzikal&lt;br /&gt;Gizem&lt;br /&gt;Gerçekçi ya da Televizyon (Reality-TV)&lt;br /&gt;Romantik&lt;br /&gt;Romantik Komedi&lt;br /&gt;Romantik Dram&lt;br /&gt;Bilim Kurgu (Sci-Fi)&lt;br /&gt;Kısa Metraj&lt;br /&gt;Spor&lt;br /&gt;Korku&lt;br /&gt;Gerilim&lt;br /&gt;Korku-Gerilim&lt;br /&gt;Savaş&lt;br /&gt;Vahşi Batı(Western)&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-1466399996785562733?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/1466399996785562733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=1466399996785562733' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/1466399996785562733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/1466399996785562733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/film-trleri.html' title='Film Türleri'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRySRMzeLNI/AAAAAAAAAEU/pSOKblcMLmo/s72-c/kameraman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-7746420508726941664</id><published>2008-11-11T14:27:00.000-08:00</published><updated>2008-11-14T15:19:48.921-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil çam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk sinemasının ilk yılları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zirve'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nostalji'/><title type='text'>1914-1930 yılları arası Türk Sinema Tarihi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;" class="fs16 ff2 tc01 bc2 b tal pl10 pr05 pt10 pb03"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1914-1930&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;" class="fs10 ff2 tc07 bc2 taj pl10 pr05 pb05"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Türk Sinema Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;     &lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;1914&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       1908 yıllarından başlayarak çeşitli kentlerde halka açılan sinema salonları, gösterilerini yabancı uyruklu ve Türkiye'de ki azınlıkların egemenliğinde sürdürürken devreye Cevat Boyer'le Murat Bey'ler girer. Ve Şehzadebaşı'nda Milli Sinema adı verilen "ilk Türk sineması" açılır (19 Mart).&lt;span class="fullpost"&gt; Ardından, İstanbul Sultanisi'nde film gösterileri düzenleyen Şakir Seden'le Fuat Uzkınay, Sirkeci'de lokantacılık yapan Ali Efendi'yi (Öztuna) ikna ederek ikinci Türk sinemasının açılmasını sağlarlar (6 Temmuz). Ve sinemaya Ali Efendi adı verilir. Çünkü Ali Efendi, bu kuruluşun asıl büyük hissedarları olup, Şakir ve Kemal Seden kardeşlerin de amcalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       I.Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde yedek subaylığını yapan Fuat Uzkınay, Türk sinema tarihinin ilk filmini çeker. Ayastefanos'taki Rus Abidesinin Yıkılışı adını taşıyan ve tarihi anısı olan bu film, 150 metre uzunluğunda bir belgeseldir. Ve işte 14 Kasım 1914'le Türk sinemasının gerçek doğum tarihi gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bir yıl sonra (1915) Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulunca, Türkiye'de sinemayı tanıtma konusunda büyük katkıları olan Sigmund Weinberg de bu kurumun başına getirilir. Yardımcısı da Fuat Uzkınay'dır. Weinberg, savaşla ilgili ve Türkiye'yi ziyarete gelen imparatorların gezi belgesellerini çekerken, bu ara Enver Paşa'yı ikna edip öykülü uzun film denemesine de girişecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Dönemin en çok tutulan tiyatro oyunu Leblebici Horhor'u çekmeye başladıktan bir süre sonra, oyuncularından birinin ölmesiyle film yarım kaldı. İkinci öykülü filmi olan Himmet Ağanın İzdivacı'nın ise oyuncuları Çanakkale Savaşı nedeniyle askere alınınca, bu denemesi de ilkinin akıbetine uğradı. Ancak, Ordu Sinema Dairesi Başkanlığı'na getirilen Fuat Uzkınay, yarım kalan Himmet Ağanın İzdivacı'nı savaştan sonra (1918) tamamladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1917&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, sinemanın ilk yıllarındaki askeri nitelik taşıyan ikinci kuruluşuydu. Belge filmi yönetmeni olarak kurumun başına getirilen Fuat Uzkınay bu yönde çalışmalarını sürdürürken cemiyet, ilk kez öykülü filmlere de el atar. Ve öykülü filmlerin çekimi, o yıllarda 20 yaşlarında bir gazeteci olan Sedat Simavi'nin çabalarıyla gerçekleşir. Genç Simavi'nin yönetmenliğini yaptığı Pençe'yle Casus, Türk sinemasında yarım kalmadan çekilen ilk öykülü filmlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1919 &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Bu yıl yalnızca iki öykülü film çekildi. Mürebbiye ile Binnaz. Her iki filmin yönetmeni, Türk tiyatrosunun kuruluşunda büyük katkıları olan 62 yaşındaki Ahmet Fehim'di. Ve oyuncuları da Raşit Rıza Samako, Behzat Butak, Hüseyin Kemal Gürmen gibi tiyatro sanatçılarından oluşuyordu. Kadın oyuncuları ise Mm. Kalitea, Eliza Binemeciyan ve Bayzar Fasulyeciyan'dı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1921 &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Dönemin ün yapmış güldürü sanatçısı olan tiyatrocu Şadi Fikret Karagözoğlu, Bican Efendi Vekilharç adlı 22 dakikalık kısa filmiyle Türk sinemasında ilk güldürü tipini yaratır. Bican Efendi Mektep Hocası ve Bican Efendinin Rüyası ise giderek bir diziyi oluşturur. Bu, konulu üç kısa filmin yönetmen ve baş oyuncusu ise Karagözoğlu'dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Ali Efendi, yeğenleri Şakir ve Kemal Seden kardeşlerle yeni bir "aile ortaklığı" girişiminde bulunup, "Sinema İşçileri Şirketi"ni kurarlar. Yabancı filmleri yurda ithal etmek amacıyla kurulan şirket, çalışmalarını 1928'li yıllara kadar sürdürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1922 &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       1916 yılından beri Almanya'da oyuncu ve yönetmen olarak film çalışmalarını sürdüren tiyatrocu Muhsin Ertuğrul'un yurda dönüşü ve ilk özel yapımevi olan Kemal Film şirketinin kuruluşuyla Türk sinemasında yeni bir dönem başlar. Kemal Film şirketini ve Eyüp'teki Feshane Fabrikası'nın bir bölümünde (dikimevi atölyesi) Kemal Film Stüdyosu'nu kuran Kemal ve Şakir Seden kardeşlerdir. Sinema ile ilgili ilk deneyimlerini yurt dışında gerçekleştiren Muhsin Ertuğrul; Kemal ve Şakir Seden kardeşlerle yaptığı işbirliği sonucu bu özel yapımevi adına iki film çeker; İstanbul'da Bir Facia-i Aşk (Şişli Güzeli Mediha Hanımın Facia-i Katli) ve Boğaziçi Esrarı (Nur Baba). İkincisi olaylı bir filmdir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanından sinemaya uyarlanan Nur Baba'nın çekimi sırasında Bektaşiler, film setini basarlar. Olaylar çıkar. Bektaşiler filmin aleyhlerine çekildiği yanıltmacasıyla kışkırtılmışlardır. Ancak polisin olaya el koyması sonucunda çalışmalara devam edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1923 &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Muhsin Ertuğrul, tek adam olarak Türk sinemasında kurduğu egemenliğinin başlangıç yıllarındadır. Ve birbiri ardına üç film çeker. İlki Halide Edip Adıvar'dan uyarladığı Ateşten Gömlek'tir. Kurtuluş Savaşı'nı konu alan bir ilk filmdir. Türk sineması adına bir diğer özelliği de Ateşten Gömlek'te ilk kez Türk kadınlarının oynamasıdır. Ve böylece Cumhuriyet'in ilanının (1923) Müslüman Türk kadınlarına çalışma özgürlüğü tanıması sonucu, Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir'le yeni bir dönem açılır. Leblebici Horhor ve Kız Kulesinde Bir Facia, Ertuğrul'un 1923 yılında çevirdiği diğer iki filmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1924&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Muhsin Ertuğrul, bu kez bir filmle yetinir. Peyami Safa'nın aynı ismi taşıyan romanından uyarladığı Sözde Kızlar'ı çektikten bir yıl sonra (1925) Rusya'ya gidip film çalışmalarına orada devam eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;1928&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       1924 yılında sinema işletmeciliğine başlayan İpekçe Kardeşler, bu kez film yapımı için bir şirket kurarlar. Adı İpek Film olan kurum, Türk sinemasının ikinci özel yapımevidir. Yurtdışından dönen Muhsin Ertuğrul, bu yeni şirketin ilk filmi olan Ankara Postası'nın çekimine başlarsa da, filmi bazı nedenlerle ancak bir yıl sonra (1929) bitirir. Aynı yıl çekime başladığı Kaçakçılar'a geçirdikleri bir kaza sonucu oyunculardan birinin hayatını yitirmesiyle ara verilir. Ve film de gene ertesi yıl (1929) tamamlanır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turksinemasi.com/"&gt;&lt;br /&gt;http://www.turksinemasi.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;    &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-7746420508726941664?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/7746420508726941664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=7746420508726941664' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7746420508726941664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7746420508726941664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/1914-1930-yllar-aras-trk-sinema-tarihi.html' title='1914-1930 yılları arası Türk Sinema Tarihi'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-4300935065186180772</id><published>2008-11-11T13:35:00.000-08:00</published><updated>2008-11-20T23:09:27.531-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinemanın babası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyuncular'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alman sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir ulusun doğuşu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ünlü yönetmenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='senarist'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hoşgörüsüzlük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='en iyi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='griffith'/><title type='text'>Tanıyor musunuz?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyS89Bo-BI/AAAAAAAAAEc/O64LwJ6VtQs/s1600-h/d-w-griffith-1920-crop.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 143px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyS89Bo-BI/AAAAAAAAAEc/O64LwJ6VtQs/s200/d-w-griffith-1920-crop.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268247239987886098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Doğum yeri ve tarihi: LaGrange, Kentucky, ABD 22 Kasım 1875&lt;br /&gt;Ölüm  tarihi: 21 Temmuz 1948&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/D._W._Griffith"&gt;&lt;b&gt;D.W. Griffith&lt;/b&gt;&lt;/a&gt; Kentucky'nin kırsal bir bölgesinde, Jacob Griffith'ın oğlu olarak dünyaya geldi. Bir İç Savaş kahramanı olan babasının öyküleriyle büyüdü. 19. yüzyılın melodramik romanları, onun dünyaya siyah-beyaz bir kesinlikle bakmasına sebep oldu. Öncelkle kendisine sinemanın babası...&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:85%;"&gt; denilir. Çoğu filmlerde gördüğümüz "son an kurtuluşu" onun keşfidir. Ayrıca yapmış olduğu gece çekimleri ile de bir ilktir. 1897 yılında, Griffith hem oyuncu hem de tiyatro yazarı olarak meslek hayatına atıldı. Genellikle başarısız olan sanatçı, Edwin S. Porter'la Edison Company'de çalışmayı kabul etti. American Biograph Company ile anlaştı ve bu şirket için yaklaşık 450 kısa film çekti. 1915 yılında "&lt;b&gt;The Birth of a Nation&lt;/b&gt;" isimli epik filmiyle sinema dünyasını sarsan &lt;b&gt;Griffith&lt;/b&gt; bu filmiyle, sinema sanatına bir 'biçim' kazandırdı. Görüntü yönetmeni arkadaşı &lt;b&gt;G.W Bitzer&lt;/b&gt; ile işbirliği yaptı ve flashback, göz çekimi, maskeleme ve paralel kurgu gibi teknikleri keşfetti. "&lt;b&gt;Birth of a Nation&lt;/b&gt;"u izleyen yıllarda, sanatçı bu başarısına bir daha ulaşamadı. 1931 yılında, mali sıkıntılar yüzünden Hollywood'dan tamamen dışlandı ve kariyeri sona erdi. "&lt;b&gt;Birth of a Nation&lt;/b&gt;"daki ırkçı görüşleri nedeniyle birçok eleştirmen ve sinema tarihçisi tarafından kıyasıya eleştirilen &lt;b&gt;Griffith&lt;/b&gt;, film anlatımına getirdiği yenilikler ve keşifleriyle yedinci sanata en çok katkıda bulunan sanatçılardan birisidir. 1948 yılında Los Angeles'ta ölen &lt;b&gt;Griffith&lt;/b&gt;, sinema sanatının en şanssız ve kendine özgü isimlerinden birisidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://www.sinema.com/"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;http://www.sinema.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-4300935065186180772?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/4300935065186180772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=4300935065186180772' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/4300935065186180772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/4300935065186180772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/tanyor-musunuz_196.html' title='Tanıyor musunuz?'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyS89Bo-BI/AAAAAAAAAEc/O64LwJ6VtQs/s72-c/d-w-griffith-1920-crop.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-7965110467794999951</id><published>2008-11-11T01:46:00.001-08:00</published><updated>2008-11-14T15:21:40.168-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Komedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='asri zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alman sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='modern zamanlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Modern Times'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Charlie Chaplin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gülüt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eleştiri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Güldürürken düşündüren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kapitalizm'/><title type='text'>Fotoğraf Yorumlama</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRlUhglYg2I/AAAAAAAAABk/s57gJlsFPcQ/s1600-h/chaplin+%28modern+times%29.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267334173845652322" style="margin: 0px auto 10px; display: block; width: 241px; height: 205px; text-align: center;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRlUhglYg2I/AAAAAAAAABk/s57gJlsFPcQ/s400/chaplin+%28modern+times%29.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Charles_Chaplin"&gt;Sir Charlie Chaplin&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;'in oynadığı Modern Times adlı filmden alınan bu kareyi ele aldım. Öncelikle bu fotoğraf sizlere ne anlam ifade ediyor, daha sonra da devamına bakarak benim düşüncelerimle karşılaştırın. Bilindiği gibi kimi zaman bir kare fotoğraf her şeyi anlatmaya yeter. &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ren%C3%83%C2%A9_Clair"&gt;Rene Clair &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;bunu çok iyi yapan yönetmenlerden biridir. Kendisi Fransız bir yönetmendir. Gerçekten izlenilmesi gereken güzel bir komedi filmi. Şimdi yorumlarınızdan sonra, devamını oku kısmından benim kişisel yorumumla karşılaştırınız.&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:85%;"&gt;‘Modern Zamanlar’: Endüstrinin, bireysel teşebbüsün - mutluluk peşinde koşan insanlığın öyküsü.” Bir sınıf mücadelesi ve işçilerin fabrikalarda tek tipleştirildiğini anlatıyor. Bunu mizahi olarak ele alıyor. Yüzündeki ifade bunu göstermiyor mu? Çağdaş kütle üretiminin giderek gelişmesiyle birlikte, insan doğasında belirmeye başlayan tektipleşme ve makinalaşma unsurlarını çarpıcı bir şekilde ortaya seren “Modern Zamanlar”, akıl, bilinçlenme ( aydınlanma ) ve otonomiye sahip birey gibi kavramları temel alan modernitenin, zamanla bu unsurları insanların elinden birer birer aldığını gösteriyor. Bantlarda ve dev makinalar arasında çalışan insanların, sistemin işlemesi adına birer makina parçası haline gelmesi, filmin ana temasını teşkil ediyor.&lt;br /&gt;Teknolojik gelişmenin toplumsal düzenin şekillenmesinde belirleyici bir etmen olduğunu gözler önüne seren “Modern Zamanlar”, modern çağın, “sürekli ve düzenli akış” temelinde gündelik yaşamı, insan doğasını ve toplumsal yapılaşmayı dönüştürdüğünü vurguluyor. Bu zamansal ve mekansal dönüşüm, kaçınılmaz olarak pratik hayatın ana dinamiklerini ( kent, ulaşım araçları, aile, vb. ) etkileyerek birey üzerine baskı uyguluyor. Gündelik hayatın idamesi için de bu baskıya boyun eğmek kaçınılmaz oluyor, çünkü aksi taktirde dışlanma ve dolayısıyla yok olma tehditi baş gösteriyor.&lt;br /&gt;İşte bu noktada, Charlie Chaplin’in yarattığı lümpen serseri karakteri, anarşist kimliğiyle ön plana çıkıyor. Nitekim, toplumsal düzenin ana çarkları olan kurumlarla ve altında yatan egemen ideolojiye boyun eğmeyen Chaplin, sürekli bir yalnızlığın içerisine hapsoluyor. Chaplin’in pek çok filminde olduğu gibi, “Modern Zamanlar”da da, sisteme gösterilen karşı duruş, temelde sisteme kanalize olmanın başlıca etkeni olan mülkiyet kavramını ve dolayısıyla konformizmi reddetmesinde şekilleniyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-7965110467794999951?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/7965110467794999951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=7965110467794999951' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7965110467794999951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7965110467794999951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/bu-fotoraf-size-ne-anlatyor.html' title='Fotoğraf Yorumlama'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRlUhglYg2I/AAAAAAAAABk/s57gJlsFPcQ/s72-c/chaplin+%28modern+times%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-187097246148734568</id><published>2008-11-11T01:24:00.000-08:00</published><updated>2008-11-14T15:22:31.898-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ingiliz sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alman sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sesli sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='italyan sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oyuncular'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lumiere'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rus sinenması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ünlü yönetmenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fransız sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1895'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sessiz sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='griffith'/><title type='text'>Sinema Tarihi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyUw635GzI/AAAAAAAAAEk/z2EQDlMAda0/s1600-h/sinema_tarih.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 163px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyUw635GzI/AAAAAAAAAEk/z2EQDlMAda0/s320/sinema_tarih.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268249232274955058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sinema sanatının 20. yüzyılda gelişmiş, kendinden önce yaygınlık kazanmış bulunan resim, heykel, müzik, mimarlık gibi çeşitli sanat dallarına dayalı, büyük teknik beceri gerektiren karmaşık bir sanattır. İzleyici karartılmış bir salonda perdeye yansıyan kendi somut gerçekliğiyle etkiler...&lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Saydam bir film şeridi üzerindeki görüntüler ışığın yardımıyla bir perdenin üzerine art arda düşürüldüğünde, gözümüz bu görüntüleri hareket ediyormuş gibi algılar. Bunun nedeni beynin, gözün ağtabakası üzerine düşen görüntüyü, görüntü yok olduktan sonra kısa bir süre daha saklamasıdır. Ağtabakadaki yansıma gerçekten göründüğü süreden daha uzun bir süre algılandığından, bir cismin görüntüsü kaybolmadan öbür cismin görüntüsü ağtabakaya düşerse, film karakterlerinden göze yansıyan her görüntü birbirinin devamı olarak, yani hareket ediyormuş gibi görünür. Bu beynin yarattığı görsel bir hareket yanılsamasıdır. Sinema, bir olayı yada öyküyü bu yöntemle anlatmaya dayanan görsel bir sanat dalıdır. Görüntülerin kaydedildiği film şeridi saydam bir madde olan selüloitten yapılmıştır. Görüntüler filmin üzerine sinema kamerasıyla kaydedilir. Gösterim sırasında bunlar projeksiyon makinesiyle hareketli görüntüler biçiminde perdenin üzerine yansıtılır. Filmi çekilecek cisimden yansıyan ışık kameranın merceğinden geçerek, filmin ışığa duyarlı yüzeyindeki kimyasal maddeleri değişikliğe uğratır ve görüntü oluşturur. Hazırlanan film labaratuvarda çeşitli işlemlerden geçirildikten sonra gösterime hazır duruma gelir. Bir film makarasına sarılarak projeksiyon makinesine takılır. Makara belirli bir hızla dönerken, projeksiyon makinesinden çıkan ışık filmi aydınlatarak, hareketli görüntüler biçiminde perdenin üzerine yansıtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selüloit sağlam ve esnek bir madde olduğu için makaralara ve makinelere kolaylıkla sarılıp takılabilir. Çekim sonrasında birleştirme aşamasında istenmeyen görüntüler kesilip çıkarılarak, kalan bölümler özel bir tutkalla yada yapıştırıcı saydam bir bantla birleştirilebilir. Aynı zamanda ışığa son derece duyarlı olduğundan üzerindeki görüntüler net bir biçimde ve istendiği kadar büyütülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemada, 7,5-300 metre uzunluğunda, 70,35, 16ve 8 mm eninde film şeritleri kullanılır. Film şeridinin kenarlarında düzgün aralıklarla sıralanmış delikler vardır. Bu delikler film şeridinin kamera makarasına yada projeksiyon makinesinin dişlilerine sağlam bir biçimde sarılmasını, kaymadan dönmesini ve görüntülerin eşit aralıklarla yansımasını sağlar. Hareketli görüntüler elde etmek için gösterim sırasında filmin belirli ve değişmez bir hızla ilerlemesi gerekir. 35 milimetrelik profesyonel filmler her görüntü karesi için dört delik, 16 milimetrelik ve amatör filmler bir delik ilerler. Sesli filmlerde ekrandan saniyede 24, sessiz filmlerde 16 görüntü karesi geçer. Sessiz filmler bugünkü gelişmiş aygıtlarla gösterildiğinde figürlerin çok hızlı hareket etmeleri bu yüzdendir.&lt;br /&gt;Film çekme aygıtı olan kamera, fotoğraf makinesi ile aynı ilkelere dayanarak çalışır. Ama fotoğraf makinesinden en önemli farkı görüntüleri belli zaman aralıklarıyla ve son derece hızlı bir biçimde film şeridinin üzerine kaydetmesidir. Kullanılan film şeridine göre sinema kameralarının başlıca 70 milimetrelik, 35 milimetrelik, 16 milimetrelik ve 8 milimetrelik türleri vardır. 70 milimetrelik kameralar büyük ve görkemli görüntüler elde etmek için, 16 milimetrelik hafif kameralar bazı özel çekimlerde ve belgesel filmlerde, 8 milimetrelik kameralar amatörlerce kullanılır. Sinema filmleri genellikle 35 milimetrelik kameralarla çekilir.&lt;br /&gt;Lumiere Kardeşler'in hem alıcı, hem de gösterici olan sinematograf'ından bu yana kameralar önemli değişiklikler geçirdi. Gösterici ve alıcı birbirinden ayrıldı, boyutları küçüldü ve daha kullanışlı duruma getirildi. Elle çalışan kameraların yerine motorla çalışan kameralar aldı. Motor gürültüsünü önleyen bir sistem eklenerek görüntüyle birlikte sesi de kaydeden sesli kameralar geliştirildi. Bugün kullanılan 35 milimetrelik kamera hareketli görüntüler için saniyede 24 kare çeker. Bu hız artırılarak yada azaltılarak hareketin hızlı yada yavaş olması sağlanır. Gösterim sırasında projeksiyon makinesinin obtüratürü film karelerinin arasında kapanır ve ışığı keser. Ama bu o kadar hızlı bir biçimde olur ki, gözümüz hareketlerin aslında kesintili olduğunu ayırt edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film Başlıyor&lt;br /&gt;Beynin yarattığı görsel hareket yanılsaması fotoğrafın bulunmasından daha önce de biliniyordu. 1824'te İngiliz fizikçi Peter Mark Roget'ın yayımladığı "The Persistence of Vision With Regard To Moving Objekcts" (Hareketli Cisimlere İlişkin Olarak Görüntünün Sürekliliği" adlı kuramsal çalışma, birçok mucidin ilgisini çekti. Her sayfasına resim çizilmiş bir kitabın sayfaları hızla çevrildiğinde görüntülerin kesintisiz bir biçimde hareket ediyormuş gibi görünmesi ve buna benzer birçok basit deney Roget'ın kuramını doğruluyordu. Çeşitli ülkelerden bir çok mucit bu kuramdan hareketle birbirine yakın zamanlarda benzer aygıtlar geliştirmişti. Bu bakımdan sinema kamerası ve projeksiyon makinesi gibi aygıtların ilk önce nerede ve nasıl ortaya çıktığını kesin olarak söylemek güçtür. 1830'lardan başlayarak Zootrop, taumatrop, fasmatrop, fenakistiskop ve praksinoskop adlarıyla bilinen çeşitli aygıtlar geliştirildi. 1882'de Fransız fizyolog Etienne- Jules Marey kuşların uçuşunu saptamak amacıyla saniye de 12 fotoğraf çekebilen "fotoğraf tüfeği" adını verdiği bir aygıt geliştirdi. 1887'de ABD'li Hannibal Goadwin fotoğraf çekiminde ilk kez selüloit film kullandı. Ardından New York'ta George Eastman makaraya sarılı selüloit film üretimine başladı. 1888'de Thomas Alva Edison üzerine ses kaydedilen mum silindirli fonograf'ı, daha sonra da ses ve görüntüyü birleştirmek amacıyla yardımcısı William Dickson'la birlikte kameranın ilk biçimi sayılan kinetoskop adını verdiği bir gösterim aygıtıyla 15 metrelik bir film şeridinin üzerindeki görüntüleri kesintisiz olarak art arda yansıtmayı başardı. Ne var ki, bu aygıt gözlerini iki deliğe dayayan tek bir izleyici tarafından kullanabiliyordu. Kinetoskopla filmin üzerindeki görüntüler art arda izlenebilmekle birlikte, hareketler kesintiliydi. Bunun nedeni her görüntü karesinin yeterince uzun bir süre ışıklandırılamamasıydı. Paris'te kinetoskopu gören Fransız Lovis (1862- 1948) ve Auguste (1862- 1954) Lumiere Kardeşler geliştirdikleri sinematograf adlı aygıtla ilk kez hareketli görüntü elde ettiler. Bu olay sinemanın doğuşunu müjdeleyen en önemli gelişmeydi. Sinematograf elle çalıştırılabiliyor ve yaklaşık 10 kilogramlık ağırlığı sayesinde istenen yere taşınabiliyordu. Filmin düzenli ve kesikli ilerleyişini sağlayan ve bugün de hala kullanılmakta olan tırnaklı bir düzeneği vardır. Lumiere Kardeşler halka açık ilk film gösterimlerini 1895'te Paris'te Capucines Bulvarı'ndaki Grand Cafe'de gerçekleştirdiler. Sinematograf hem film çeken, hem de gösteren bir aygıt olduğu için ancak 15 metrelik film şeridi alabiliyordu. Bu yüzden ilk filmleri oldukça kısaydı. Filmler iskambil oynayanlar, bir demircinin çalışması, askerlerin yürüyüşü ya da bir bebeğin beslenmesi gibi günlük yaşamdan alınmış görüntülerden oluşuyordu. Lumiere Kardeşler Lumiere Fabrikası'ndan Çıkan İşçiler adlı filmlerini Lyon'daki fabrikalarında, bir öğle tatili sırasında çekmişlerdi. Bir söylentiye göre Ciotat Garı'na Bir Trenin Gidişi adlı filmin gösterimi sırasında, kameraya doğru hızla yaklaşan tren görüntüsü izleyicileri dehşete düşürmüştü. Sonraları kısa komediler, haber filmleri ve belgeseller de çektiler. Sinema yoluyla belirli bir öykü anlatma dönemi Fransız yönetmen Georges Melies ile başladı. Bilimkurgu sinemasının da öncüsü sayılan Melies, aynı zamanda "film hileleri" kullanan ilk sinemacıydı. Melies'nin filmlerinde kamera aynı noktada duruyor ve öyküyü tiyatro sahnesindeymiş gibi görüntülüyordu. Melies 1900'lerin başlarında aralarında Ay'a Seyehat, Uzay Yolculuk gibi kısa film çekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Sinemalar&lt;br /&gt;Sinema başlangıçta ilginç bir deney yada basit bir eğlence türü olarak görülüyordu. İlk film gösterimleri genellikle laboratuarlarda yada evlerde, birkaç kişilik toplantılarda yapılıyordu. Hızla artan ilgi karşısında daha geniş salonlarda halka açık paralı gösteriler düzenlenmeye başladı. Kısa zamanda yaygın bir eğlence aracına dönüşen sinema, 20. yüzyılın başlarında önemli bir ticaret ve sanayi dalı durumuna geldi. Film pazarı önceleri Fransızlar'ın elindeydi. Sonradan ABD'de kurulan yapımcı şirketlerin eline geçti. Halka açık ilk kısa filmler İngiltere'de ve ABD'de müzikli tiyatro oyunları sırasında gösteriliyordu. Sonraki yıllarda özellikle ABD'de nikelden yapılmış 5 sent gibi çok küçük bir parayla girilen ve yalnızca film gösterilerinin yapıldığı, nickelodeon adı verilen sinema salonları hızla yaygınlaştı. O dönemde, teknik aksaklıklar yüzünden filmler sık sık kesintiye uğrar, izleyicileri oyalamak ve salonda tutmak için büyük çaba harcanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema Sanayinin Gelişimiİlk yıllarda sesi ve görüntüyü birlikte kaydeden bir aygıt yoktu, bu yüzden filmler sessizdi. 1912'de Fransa'da film gösterileri, pikap ve yükselteç kullanılarak müzik eşliğinde yapılmaya başlandı. Bu yenilikler izleyicilerin sesli görüntüye daha çok ilgi duyduğunu ortaya koydu. Aynı dönemde ABD'li sinemacı Edwin S. Porter'ın öncülüğünde, bir öyküsü olan "konuşmalı" uzun filmler yapılmaya başlandı. Porter'ın Büyük Tren Soygunu adlı filmi soygun, kovalama ve silahlı çatışma sahneleriyle dolu, tipik bir western'di. Porter bu filminde çeşitli çekim teknikleri kullandı. Bazen kamerayı hareket ettirerek bazen de uzak ve uzun yada yakın ve kısa çekimlerle gerçek bir canlılık ve hareketlilik sağlamayı başardı. Öyle ki, filmin bir sahnesinde kameraya doğru ateş eden kovboyun görüntüsü salonda büyük bir korku yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmalı filmlerde ses, görüntüyle eşlenen bir plağın üzerine kaydediliyordu. Her ülke için başka dilde yeni bir plak yapmak ve sesi görüntüye yeniden eşlemek gerektiğinden bu filmlerin maliyeti oldukça yüksekti. Bununla birlikte izleyicinin konuşmalı filmlere gösterdiği olağanüstü ilgi, yapımcıları bu alana çekmeye yetti. Yaklaşık 1912'ye kadar 6-10 dakika süren, tek makaralık kısa filmler çekilir, izleyici komedi türündeki bu filmlerden 6-7 tanesini peş peşe izlerdi. Sonraki yıllarda birkaç makaralık uzun filmler yapılmaya başlandı. İtalyan yönetmen Luigi Maggi, Pompei'nin Son Günleri adlı filmiyle Eski Roma'nın görkemli görüntüsünü ekrana getirdi. Bir başka İtalyan yönetmenin Enrico Guazzoni'nin çektiği Quo Vadisi? Adlı konulu, uzun filmi dünyada büyük bir hayranlık yarattı. Bu filmin hemen ardından ABD'li yapımcılar sinema izleyicisinin seveceği türden roman ve öyküleri art arda filme çekmeye, filmlerini daha yüksek fiyatlarla göstermeye başladılar. Bu filmler yaklaşık 90 dakika sürüyordu. Sinemadaki bu hızlı gelişme daha büyük ve daha rahat gösteri salonları gerektirdi. Avrupa'da ve ABD'de halk arasında "düş sarayları" adı verilen lüks ve gösterişli sinema salonları yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I.Dünya Savaşı'ndan önceki dönemde Fransa ve İtalya olmak üzere Avrupa ülkeleri sinema alanında oldukça ileriydi. Korku, cinayet ve komedi filmleri ilk kez gene de bu ülkelerde çekildi. Oyuncularda fiziksele özelliklerin yanı sıra oyunculuk gücüde aranmaya başlandı. Aynı yıllarda efsanevi kişilikleriyle milyonlarca insanın hayranlığını kazanan sinema yıldızları doğdu. Ne var ki, I . Dünya Savaşı'nın başlamasıyla birlikte Avrupa sineması neredeyse çöküntüye uğradı, çünkü filmin ana maddesi olan selüloit barut yapımında kullanılmaktaydı. Oysa, aynı dönemde ABD sineması önemli gelişmelere sahne oldu. Bir Milletin Doğuşu ve Hoşgörüsüzlük gibi filmlerle adını duyuran ABD'li yönetmen David Griffith sinemada klasik anlatım üslubunun öncüsü sayılır. Yeni film tekniklerini sağduyuyla kullanan Griffith, sinemayı salt bir eğlence aracı olmaktan çıkarıp izleyiciyi aynı zamanda düşünmeye de yönelten, çok yönlü bir anlatım aracına dönüştürdü. O yıllarda ABD'de sinema alanında büyük bir patlama yaşandı, uzun ve yüksek maliyetli filmler art arda çekilmeye başlandı. Yalın ve doğal oyunculuğuyla uluslar arası ün kazanan Mary Pickford, 1928'de imzaladığı yaklaşık 1 milyon dolarlık anlaşmayla "star" tipinin yaratıcısı Charlie Chaplin gibi unutulmaz sinema sanatçıları doğdu.&lt;br /&gt;I. Dünya savaşı sonrasında sinemada en önemli gelişme Almanya'da gerçekleşti. 1919-33 arasında Alman sineması altın çağını yaşadı. Zengin dekorlu ve kostümlü tarihsel filmlerin yanı sıra Ernst Lubitsch (1892-1947), Robert Wiene (1881-1938), Fritz Lang (1890-1976) ve Friedrich W. Murnau'nun (1889-1931) öncülüğünde "Alman Dışavurumculuğu" olarak bilinen bir akım başladı. Bu yönetmenler karakter oyuncusu yaratmayı başardıktan başka, ışık ve dekor kullanımındaki ustalıklarıyla da, dünya sinemasını önemli ölçüde etkilediler. Robert Wiene'nin yönetmiş olduğu Doktor Caligar'nin Odası ve Fritz Lang'ın bilimkurgun öncüsü Metropolis'i yapıldıkları tarihten bu yana sinema sanatını etkilemiş yapıtlardır.&lt;br /&gt;Aynı dönemde bir başka önemli gelişmede, SSCB'de dünyanın ilk sinema okulu olan Devlet Sinema Enstitüsü'nün 1919'da kurulmasıdır. 1917 Ekim Devrimi'nden önce Rusya'da film sanayisi yoktu. 100'den fazla dilin konuşulduğu ve halkın büyük çoğunluğunun okuryazar olmadığı SSCB'de 1920'lerde 160 milyon insan yaşıyordu. Ülkenin yeni yöneticileri, sinemayı bu büyük ülkede insanları ortak bir amaç doğrultusunda bir araya getirecek bir araç olarak görüyorlardı. Bu nedenle sinemaya büyük bir öncülük tanıdılar. Teknik araçların yetersizliğine karşın çok sayıda nitelikli film yapıldı. Griffith'le birlikte çağdaş sinemanın öncüsü sayılan Sergei Eisenstein'ın Potemkin Zırhlısı (1925) bunların en güzellerinden biridir. Bir Yunan trajedisi gibi gelişen bu film etkileyici çekimleri ve kurgusuyla izleyicinin soluğunu keser. Dönemin önde gelen yönetmenlerinden Vsevolod İ. Pudovkin'in bir Maksim Gorki uyarlaması olan Ana (1926) filmi sessiz sinemanın başyapıtlarındandır.&lt;br /&gt;Dünya Savaşı'ndan sonra 1920-27 arası Fransa'da ilgi çekici filmler yapıldı. Dönemin önde gelen yönetmenlerinden Rene Clair İtalyan Hasır Şapka adlı komedi filmiyle adını duyurdu. 1920'lerde sinema ABD'nin en büyük sanayi dallarından biri durumuna geldi. Metro- Goldwyn- Mayer, Paramount, United Artists gibi dev film şirketleri o dönemde kuruldu. Yumuşak iklimiyle açık hava çekimlerine uygun olan Los Angeles kentinde Hollywood, ABD sinema sanayisinin merkezi durumuna geldi. Her çeşit filmin yapıldığı bu dönemde gag türünde kavgalı dövüşlü komediler başta geliyordu. Charlie Chaplin, Buster Keaton, Stan Laurel ve Oliver Hardy 1920'lerde parladı. Bu yıllarda yarısı 20 yaşın altında olan 40 milyon ABD'li düzenli olarak her hafta sinemaya gidiyordu. Sinema tarihine adı geçen filmlerden Cecil B. De Mille'in yönettiği On Emir, Douglas Fairbanks'in her ikisinde de başrolü oynadığı Robin Hood (1922) ve Bağdat Hırsızı bu dönemde yapıldı.&lt;br /&gt;İngiltere'de sessiz sinemanın önde gelen yönetmeni John Grierson, 1929'da sinema tarihinin ilk uzun belgesel filmi olan Balıkçı Tekneleri'ni çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesli Sinemanın Doğuşu&lt;br /&gt;1927'ye kadar filmler bütünüyle sessizdi. Konuşmalar filmin akışına kısa aralıklarla kesintiye uğratan yazılarla veriliyor, film piyano, keman yada bir pikaptan çalınan müzik eşliğinde gösteriliyordu. Yaklaşık 6.000 kişi alan bazı büyük sinema salonlarında belli bir film için özel olarak bestelenmiş müzik parçasını çalan 40 kişilik büyük orkestralar bulunuyordu. Film seslendirme çalışmaları ise 1906'dan beri sürüyordu. İlk sesli film 1927'de çekilen, şarkıcı Al Jolson'un oynadığı Caz Şarkıcısı'dır. Sesli sinemanın ortaya çıkışıyla birlikte izleyici sayısında büyük bir artış oldu. ABD'de sinema sanayisi kısa sürede sesli sinema teknolojisine geçti. Yapımcılar stüdyolarını elektronik ses kayıt aygıtlarıyla donattılar, sinema salonlarına büyük hoporlörler yerleştirildi. 1930'lardan başlayarak tüm filmler sesli olarak çekilmeye başlandı. Sanatçıların kendi sesini kullanması bazı zorluklar getirdi. Bazı oyuncular ezberlemekte güçlük çekiyor, ABD'li olmayan oyuncular İngilizce'yi aksanla konuşuyor yada sesle görüntü arasında uyum sağlamadığı oluyordu. Bu nedenlerden ötürü sinemada bu dönem de ağırlık olarak tiyatro oyuncuları yer alıyordu.&lt;br /&gt;Japonya'da filmlerdeki konuşmalar benşi adı verilen anlatıcılarla iletilirdi. Bazı anlatıcılar öylesine başarılıydı ki, adları oyuncularla birlikte yazılırdı. 1940'lara kadar sürdürülen anlatıcı geleneği Japonya'da sesli sinemaya geçişi geciktiren başlıca nedenlerden biri oldu.&lt;br /&gt;Sesli sinemanın ilk yıllarında yönetmenlerin çoğu konuşmalara gereğinden çok ağırlık vererek, görüntüyü ikinci plana attılar. Oysa ses ve konuşmaların asıl işlevi görsel anlatımın etkisini artırmaktı. Ses öğesini görsel anlatımın tamamlayıcı ve güçlendirici bir parçası olarak kullanmayı başaran ilk yönetmen Fransız Rene Clair oldu. Clair'in Milyon adlı filmi bu uygulamanın en yetkin örneklerinden biriydi. Sesli sinema oyunculuk alanında önemli değişikliklere yol açtı. Sessiz sinemanın abartılı el kol hareketlerine dayanan üslubu tümüyle anlamını yitirdi. Sesin görüntüye uyguluğu, oyunculukta doğallık ve yalınlık önem kazandı. Sonuçta sesli sinema kendi yıldızlarını yarattı. Hollywood filmlerinde rol alan Clark Gable, James Cagney daha önce Alman sinemasında adını duyuran Marlene Dietrich, çocuk oyuncu Shirley Temple ve sinema tarihinin efsane kadını İsveçli Greta Garba gibi yıldızlar ün kazandı. Aynı dönemde çocukların severek okuduğu ve izlediği Miki Fare'nin yaratıcısı Walt Disney ilk sesli çizgi filmlerini gerçekleştirdi. Dönemin önde gelen yönetmenleri John Ford, Howard Hawks, Frank Capra, George Cukar ve Orson Welles özgün usluplarıyla sinema sanatına önemli katkılarda bulundular. 1930'larda İngiltere'nin yetiştirdiği önemli yönetmenler Anthony Asguith ve gerilim filmlerinin babası sayılan Alfred Hitchcook'tu. 1933'te Alexander Karda ünlü aktör Charles Laughton'un oynadığı Kadınlar Celladı filmiyle tarihsel konulu film geleneğini başlattı.&lt;br /&gt;Fransa'da sesli sinema Rene Clair, Jean Vigo ve Jean Renoir'ın filmleriyle doruğa ulaştı. Vigo, Hal ve Gidiş Sıfır ve I'Atalante gibi şiirsel üslubu ağır basan filmler yaptı. Gerçekçiliği ve güçlü anlatımıyla dikkati çeken Jean Renoir'ın 1937'de tamamladığı Büyük Aldanış savaş karşıtı bir filmdi. Bundan başka Hayvanlaşan İnsan ve Oyunun Kuralı gibi önemli yapıtları da vardır. Almanya'da sinemacılar 1930'ların başlarında bazı güzel filmler çektiler. Ne var ki, Naziler'in yönetime gelmesi birçok sinemacının çalışma olanağını yok etti.&lt;br /&gt;1930'ların aynı zamanda renkli sinemaya geçiş dönemi oldu. Üç temel renk kullanımına dayanan ve technicalar adıyla bilinen renklendirme yöntemi ilk kez Walt Disney'in Üç Küçük Domuz adlı çizgi filminde kullanıldı. Disney'in ilk uzun metrajlı renkli filmi 1937'de tamamladığı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Dünya Savaşı YıllarıSavaş yıllarında sinema dünyası büyük bir durgunluk yaşadı. Genellikle savaşı değişik yönleriyle tanıtmayı ve cephedeki ordulara moral vermeyi amaçlayan filmler çekildi. Dönemin başlıca önemli filmleri ABD'de Frank Capra'nın Neden Savaşıyoruz adlı belgesel propaganda dizisi, Orson Welles'in bir basın kralının yaşamı üzerine kurulu başyapıtı Yurttaş Kane ve John Ford'un Gazap Üzümleri ile Tay Garnett'in Postacı Kapıyı İki Defa Çalar adlı yapıtlarıydı. İngiltere'de aynı dönemde Noel Coward'ın senaryosunu yazdığı Kısa Görüşme ve Denizler Hakimi gösterime girdi.&lt;br /&gt;SSCB'de Ayzenştayn, Aleksandr Nevski ve Korkunç İvan'ı, Sergey ve Georgi Vasiliyev Çapayev'i çektiler.&lt;br /&gt;___________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş Sonrası Dönem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD&lt;br /&gt;1950'lerde ABD'nin önemli filmleri arasında George Stevens'ın Vadiler Aslanı ile Elia Kazan'ın New York'ta yoksul işçi çevrelerinin ve rıhtım gangesterlerinin yaşamını anlatan Rıhtımlar Üzerinde'si sayılabilir. Ünlü yönetmen Alfred Hitchcook özellikle banyodaki soluk kesici cinayet sahnesiyle tanınan Sapık adlı gerilim filmini aynı dönemde çekti. Ne var ki, savaşın sonunda ABD sineması köstekleyen, tutucu hükümetin filmlere uyguladığı yoğun sansürle birlikte "Hollywood 10'ları" olarak anılan sekiz senaryo yazarı ve iki yönetmenin kara listeye alınması oldu. Bir ihbar salgını başlamıştı. Pek çok sanatçı ABD'ye karşı yıkıcı etkinliklerde bulunmak ve komünist olmakla suçlandı. Suçlananlar arasında bulunan Charlie Chaplin, büyük bir beğeni kazanan Sahne Işıkları'nı yaptığı yıl ülkeyi terke etti. Yapımcılar izleyiciyi yeniden sinema salonlarına çekebilmek için teknolojik yeniliklerden yararlanmaya çalıştılar. Özel gözlüklerle izlendiğinde üçboyutlu görüntü etkisi yaratan filmler ilk kez o dönemde ortaya çıktı. Bu buluşun beklenen başarıyı sağlayamaması üzerine, sinemaskop adı verilen büyük görüntü uygulamasına geçildi. Görüntünün enini, boyunun 2,5 katı olarak verebilen sinemaskop filmler izleyicileri yeniden salonlara çekmekte başarılı oldu. ABD'de art arda Oklahoma, yeniden çekilen On Emir ve Ben Hür gibi tarihsel ve dinsel konulu filmler, müzikaller, western'ler çekilmeye başlandı. Bunlar çok sayıda oyuncunun ve gösterişli dekorların kullanıldığı masraflı yapımlardı. Sinemacılar bu çabalarına karşın, 1950-60 arasında televizyonun hızla yaygınlık kazanması, sinema izleyicisinin önemli ölçüde azalmasına ve büyük film şirketlerinin çökmesine neden oldu. Bu durum sinemacıları büyük bir arayışa yöneltti. 1960'ların sonlarına doğru ABD'de Arthur Penn, Sam Peckinpah, Robert Altman, Dennis Hopper, Stanley Kubrick gibi yönetmenler Hollywood'un cinsellik, şiddet, milliyetçilik gibi konulardaki kalıplaşmış sinema anlayışının dışına çıkan filmler yaptılar. Yeni, değişik üsluplar ve teknikler kullandılar. Gençliğe yönelik bu filmler sinemaya gençleri kazandırdı. Sydney Pollack'ın 1929 Büyük Dünya Bunalımı'nın insanların üstündeki etkisini çok çarpıcı bir biçimde yansıtan Atları da Vururlar, Arthur Penn'in Bonnie ve Clyde, Stanley Kubrick'in 2001: Uzay Yolu Macerası, Sam Peckinpah'ın Kahraman Binbaşı ile Vahşi Belde gibi etkileyici filmleri ekrana geldi. 1970'lerde ve 1980'lerin başlarında son derece etkileyici ses ve görüntü efektlerinin kullanıldığı heyecan dolu serüven ve bilimkurgu filmleri çekildi. George Lucas'ın Yıldız Savaşları ile Steven Spielberg'in insanlara saldıran dev bir köpekbalığının kovalanmasını konu alan gerilim filmi Jaws, Kutsal Hazine Avcıları ve dünya dışından bir yaratıkla çocukların kurduğu dostça ilişkiyi anlatan E.T. adlı filmleri gişe rekorları kırdı ve olumlu eleştiriler aldı. ABD'de o dönemde çekilen filmlerin maliyeti inanılmaz boyutlara ulaştı. Sözgelimi 1987'de bir filmin ortalama maliyeti yaklaşık 18 milyon dolardı. Bu tür filmlerin yanı sıra Robert Altman, Michael Cimino, Francis Ford Coppola, Martin Scorsese ve Milos Forman gibi yönetmenler toplumsal sorunları konu alan filmler çektiler. Bunlardan Altman'ın savaş karşıtı komedisi Cephede Eğlence, Cimino'nun Vietnam Savaşı'nı konu alan Avcı, Scorsese'nin ABD'de şiddete yönelik eğilimi ele alan Taksi Şoförü, Coppola'nın Baba ve Kıyamet, Forman'ın Guguk Kuşu adlı filmleri anmaya değer yapıtlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya&lt;br /&gt;Savaştan sonra İtalya'da ülkenin uğradığı yıkım ve toplumsal sorunları konu alan önemli filmler çekildi. İlk Yeni Gerçekçi film Luchino Visconti'nin Tutku'su idi. Ne var ki, faşist İtalyan yönetimce gösterimi engellendiği için, uluslar arası izleyici Yeni Gerçekçi sinemayla, İtalyan II. Dünya Savaşı'nın sonunda teslim olduktan iki hafta sonra Roma sokaklarında çekilen Roberto Rossellini'nin Roma, Açık Şehir adlı filmiyle tanıştı. Ardından Visconti'nin Sicilya'nın bir balıkçı köyündeki yaşamı anlatan destansı filmi Yer Sarsılıyor geldi. Vittorio de Sica'nın, bisikleti çalınan bir işçinin hırsızı bulabilmek için oğluyla birlikte başına gelen trajik öyküsü olan Bisiklet Hırsızları gösterildiği yerlerde büyük yankı uyandırdı. Başlangıçta Rossellini ile birlikte çalışan Federico Fellini ilk kez Sonsuz Sokaklar filmiyle adını duyurdu. Daha sonra gerçek ile gerçeküstünün birbirine karıştığı bir dille birbirinden güzel filmler yaptı. Fellini gibi sinema yaşamına Rossellini ile çalışarak başlayan Michelangelo Antonioni önceleri Yeni Gerçekçi belgesel kısa filmler yaptı. Daha sonra çağdaş kent yaşamının getirdiği yabancılaşmayı vurgulayan Macera, Gece, Kızıl Çöl ve bir kimlik arayışı olan Yolcu gibi filmleriyle dünya çapında yankı uyandırdı. İtalya'nın savaştan sonraki ikinci kuşak yönetmenlerinden Ettore Scola Özel Bir Gün, Ermanno Olmi Nalın Ağacı ve Ermiş Ayyaş Destanı gibi filmlerle Yeni Gerçekçi Akım'ı sürdürdü. Pier Paola Pasolini ve Bernardo Bertolucci siyaset, tarih ve cinselliğin iç içe geçtiği filmler yaptılar. Bertolucci'nin 1900 adlı filmi altı saatte yarım yüzyıllık İtalyan tarihini sığdıran görkemli bir gösteridir. Gillo Pontecorvo'nun Cezayir Savaşı ise, kent gerilla savaşını anlatan, belgesel film üslubunda, propaganda amacı gütmeyen etkileyici bir siyasal sinema örneğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa&lt;br /&gt;Fransa'da savaştan sonra sinemaya damgasını vuran en önemli olay Yeni Dalga hareketiydi. Fransa'da işgal sırasında ve savaştan sonra senaryoya dayalı çok iyi filmler yapılmıştı. Fransız sinemasının önde gelen adlarından oyuncu ve yönetmen Jacques Tati, sıradan insanların yaşamını özgün bir mizah anlayışıyla perdeye aktardı. Tati Bayram Günü ve Bay Hulot'un Tatili adlı filmleriyle, Jean Cocteau Güzel ve Hayvan, Rene Clement Yasak Oyunlar adlı filmleriyle tanındılar. Gene bu yıllarda sürdürülen belgesel çalışmalar, genç yönetmenlere sinema sanayisi kalıplarının dışına çıkma ve bağımsız çalışma cesareti verdi. Andre Bazin'in 1951'de yayımlamaya başladığı Cahiers du Cinema adlı dergide Yeni Dalga Akımı'nın kuramsal tartışmaları yer aldı. Genç yönetmenler film kamerasını bir kalem gibi kullanmayı savunuyordu. Film, yönetmenin imzasını taşımalı, onun özgün, kişisel anlatım aracı olmalıydı. Bu yönetmenler öyküyü, baştan sona geriye dönüşlere ve düşlere yer vererek aktardılar. Sinemanın ayrı bir sanat dalı olduğu ilk kez bu dönemde tartışma gündemine geldi. Yönetmenler filmlerinde kurgudan çok görüntü düzenine önem verdiler, çekimlerini elde taşınır kameralarla yaptılar. Claude Chabrol'un senaryosunu yazdığı ve yapımını üstlendiği ilk filmi Yakışıklı Serge Yeni Dalga Akımı'nın 1950'lerin sonuna doğru ilk yapıtlarını veren başlıca temsilcileri Serseri Aşıklar ile Jean- Luc Godard, Hiroşima, Sevgilim ile Alain Resnais, Aşıklar ile Louis Malle ve Dört Yüz Darbe ile François Truffaut'dur. 1970'lerde Yunan asıllı Fransız yönetmen Costa-Gavras siyasal filmleriyle ilgi çekti. Bunlardan İtiraf, Sıkıyönetim ve Kayıp güncel siyasal olayların karanlıkta kalan yanlarına eğilerek pek çok tartışmaya yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere&lt;br /&gt;Savaş sonrasında İngiltere'de sinema önemli bir gelişme gösterdi. Yönetmen Carol Reed, bir roman uyarlaması olan Ölümden Kuvvetli ve konusu savaş sonrasında Viyana'da geçen Üçüncü Adam adlı filmleriyle dikkat çekti. David Lean, İngiliz yazar Charles Dickens'tan 1946'da Büyük Umutlar'ı ve 1948'de de Oliver Twist'i sinemaya uyarladı. Ünlü sinema ve tiyatro oyuncusu Laurence Olivier, William Shakespaere'den uyarlanan Henry V ve Hamlet filmleriyle büyük başarı kazandı. Aynı dönemde adını duyuran bir başka oyuncu da Taçlar ve Kalpler ve Altın Hırsızları gibi komedi filmlerinde olağanüstü oyunculuk yeteneğini gösteren Sir Alec Guinness'di. Bu filmlerin senaryoları büyük ölçüde klasik edebiyat yapıtlarına dayanıyordu.&lt;br /&gt;1950'lerin sonlarında ve 1960'larda Fransız Yeni Dalga filmlerinin etkisiyle İngiltere'de, çalışan insanların günlük yaşamlarını konu alan gerçekçi filmler yaygınlık kazandı. Tony Richardson'ın Öfke, Jack Clayton'ın Tepedeki Oda ve Karel Reisz'ın Cumartesi Gecesi ve Pazar Sabahı adlı filmleri uluslar arası düzeyde ün kazandı. Sean Connery'nin James Bond tipini canlandırdığı ünlü casus filmleri de aynı dönemde yapıldı.&lt;br /&gt;İngiltere 1960'larda Avrupa sinema sanayisinin merkezi durumuna geldi. O dönemde art arda birbirinden güzel filmler çekildi. Tony Richardson'ın romanından uyarladığı Tom Jones, John Schlesinger'ın Thomas Hardy'nin romanından uyarladığı Bir Aşk Yetmez ile Gece Yarısı Kovboyu ve Lindsay Anderson'ın Eğer adlı filmleri dönemin unutulmaz yapıtları arasındaydı. Ne var ki, bir süre sonra İngiliz ekonomisinde baş gösteren durgunluk birçok yönetmenin, başta ABD olmak üzere öteki ülkelere göç etmesine yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya&lt;br /&gt;II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'nı uğradığı yenilgi ve daha önce Naziler'ce sinemaya uygulanan baskılar yüzünden bu ülkede uzun bir süre sinema önemli bir varlık gösteremedi. 1960'larda Genç Alman Sineması adı altında federal hükümetten ödenek alan bağımsız bir yapım ve dağıtım kuruluşu kuruldu. Alman sinemasının önde gelen adları, savaş yıllarını ya da savaş sonrası toplumu konu alan Maria Braun'un Evliliği, Lola ve Veronika Voss'un Tutkusu gibi filmleriyle Rainer Werner Fassbinder, Berlin Üzerindeki Gökyüzü ile Wim Wenders ve Stroszek gibi doğal ve cana yakın bir mizah içeren filmleriyle Werner Herzog'dur. Volker Schlöndorff ile Alexander Kluge, Fransız Yeni Dalga Akımı'ndan büyük ölçüde etkilendiler. Devletin sinema sanayisine destek olması kadın yönetmenleri ve azınlıkları da yüreklendirdi. Devrim mücadelesinin önde gelen kadınlarından Rosa Luxenmburg'un yaşamını, kadın yönetmen Margarethe von Trotta sinemaya uyarladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralya&lt;br /&gt;1970'lerden önce varlık gösteremeyen Avustralya sineması, o yıllarda hükümetçe kurulan Avustralya Film Komisyonu'nun desteğiyle bir gelişme gösterdi. 1985'e kadar, bazıları uluslar arası düzeyde başarı kazanan yaklaşık 400 film çekildi. 1980'lerin en başarılı filmleri şiddet ve gerilim öğesinin usta bir biçimde kullanıldığı Çılgın Max ve Peter Weir'ın I. Dünya Savaşı sırasında biri Çanakkale'de ölen iki arkadaşın öyküsünü anlattığı Gelibolu'dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya&lt;br /&gt;2. Dünya Savaşı'ndan önce Sovyet sinemasında gözlenen durgunluk savaştan sonra da sürdü. İlgi uyandıran az sayıda filmin arasında Grigori Çukray'ın 1959 yapımı Askerin Türküsü, Sergey Bondarçuk'un görkemli Savaş ve Barış uyarlamasıyla, Nikita Mihalkov'un Oblomov'u vardı. Dünya sinemasını etkilemeyi başaran ve özellikle 1980'lerde adını en çok duyuran yönetmen ise Andrey Tarkovski oldu. Tarkovski, İvan'ın Çocukluğu, Andrey Rublev, Solaris, Ayna, Nostalghia ve son filmi Kurban'da, derinliği ve simgesel çağrışımlarıyla izleyicilerin üzerinde kalıcı bir etki yaratmaktaki ustalığını gösterdi. Rusya'da 1980'lerin ortalarında, daha önce yasaklanmış filmler de gösterilmeye başlandı. Yönetmen Gleb Pantilov'un 1976'da çekilmesine karşın ancak 1986'da gösterilebilen Tema adlı filmi geçmişle bir hesaplaşmaydı. Gürcü yönetmen Tengiz Abuladze ise Yakarış, Dilek Ağacı ve Nedamet'ten oluşan üçlüsünde kendine özgü bir üslupla geçmişteki baskıyı eleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu Avrupa&lt;br /&gt;Film sanayisinin devleştirildiği Doğu Avrupa ülkelerinde 2. Dünya Savaşı'ndan sonra sinema okulları açıldı. Polonya'da 1953'ten sonra Andrzej Munk Yolcu, Roman Polanski Sudaki Bıçak, Andrzej Wajda Kanal, Küller ve Elmas, Mermer Adam ve Demir Adam gibi filmleriyle büyük bir duyarlılıkla beyaz perdeye yansıttılar.&lt;br /&gt;Genç kuşak yönetmenlerinden Krzysztof Kieslowski 1988 yapımı On Emir'le evrensel sorunlara parmak bastı. Yeni Dalga'dan ve Polonya sinemasından etkilenen Çekoslovak yönetmenler de duyarlı ve özgün filmler yaptılar. Janos Kadar'ın Ana Caddedeki Dükkan'ı buna örnektir.&lt;br /&gt;Macaristan'da Budapeşte Film Akademisi'nde yetişen Istvan Szabo'nun Mefisto'su uluslar arası düzeyde başarı kazandı. Miklos Jancso'nun birbirini izleyen Umutsuzlar, Kızıl İlahi ve Macar Rapsodisi Macar halkının yüzyılın başından bu yana sevinçlerinin ve acılarının destanıydı.&lt;br /&gt;Yugoslavya'da Emir Kusturica, Çingene çocuklarının başından geçenleri anlattığı Çingeneler Zamanı ile evrensel boyutlu bir film yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya ve Yunanistan&lt;br /&gt;Film sanayisinin güçlü olmadığı İspanya'da Luis Bunuel yaratıcı kişiliğiyle sinemada Gerçeküstücülük Akımı'nın ilk örneğini verdi. 1950'lerde yerleştiği Meksika'da film yapımcılığını sürdürdü ve Meksika sinemasını etkiledi. Madrid'deki Sinema Araştırmaları ve Deneyleri Enstitüsü'nü bitiren Carlos Saura Av ve Kanlı Düğün gibi filmleriyle dikkati çekti.&lt;br /&gt;Yunanlı yönetmen Theo Angelopulos, Kampanya, Avcılar, Kitera'ya Yolculuk, Arıcı ve Puslu Manzaralar'da şiirsel bir anlatımla Yunan tarihini ve savaş yıllarını irdeledi. Angelopulos bu filmlerde insan ilişkilerini olağanüstü bir duyarlılıkla işlemeyi başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveçDevletçe desteklenen İsveç sineması güçlü değilse de 2. Dünya Savaşı'ndan sonra yaratıcı yönetmen Ingmar Bergman'ın yapıtlarıyla dünya çapında adını duyurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan&lt;br /&gt;Bu ülke dünyanın en çok film çeken sinema sanayisine sahip olmakla birlikte, filmler genellikle kendi izleyicisine yönelik olduğundan uluslar arası düzeyde varlık gösterememiştir. Sinema, sanayisinin devlet desteğiyle yürütüldüğü Hindistan'da 16 değişik dilde olmak üzere yılda toplam 700 film çekilir. Hindistan'da televizyon yaygın olmadığından sinema başlıca eğlence aracıdır. Köylerde açık havada film gösterisi yapan gezgin sinemacılar oldukça yaygındır.&lt;br /&gt;Hint sinemasının uluslar arası düzeyde adından söz ettiren ünlü yönetmeni Satyacit Ray, filmlerinde köylülerin günlük yaşamını sevecen ve mizah dolu bir yaklaşımla görüntüler. En çok tanınan filmlerinden Pather Pançali öksüz bir çocuk ile annesinin öyküsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonya&lt;br /&gt;Japon sineması 2. Dünya Savaşı sonrasında büyük bir canlanma dönemine girdi ve önemli yönetmenler yetişti. 1950'lerde Akira Kurosava Raşamon, Yedi Samuray, İngiliz yazar Shakespear'in Macbeth adlı oyunundan uyarladığı Kanlı Taht adlı filmleriyle uluslar arası düzeyde ün kazandı. 1960'lardan sonra da başarısını sürdüren Japon sineması 1980'lerde televizyonun rekabeti karşısında durakladı. O dönemde şiddet filmleri yaygınlık kazandı. Yaratıcı yönetmenlerin çoğu ülke dışında olanaklar aramaya başladılar. Bugün Japonya dünyanın en çok film üreten ülkelerinden biri olmakla birlikte, yapımların çoğu televizyon filmidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Amerika ve Afrika&lt;br /&gt;1960'larda ulusal motiflerden yararlanılarak, halkları sömürüye ve baskıya karşı bilinçlendirmeye yönelik, şiirsel başkaldırı filmleri yapıldı. Dansı ve müziği, ülkesinde cunta yönetimi sırasında çekilen acıları dile getirmekte kullanan Arjantinli yönetmen Fernando Ezequiel Solanas'ın Tangolar ve Güney adlı filmleri buna örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.uyurgezer.net/"&gt;http://www.uyurgezer.net/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-187097246148734568?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/187097246148734568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=187097246148734568' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/187097246148734568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/187097246148734568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/sinema-tarihi.html' title='Sinema Tarihi'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/SRyUw635GzI/AAAAAAAAAEk/z2EQDlMAda0/s72-c/sinema_tarih.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-343394984175834808</id><published>2008-11-10T15:58:00.001-08:00</published><updated>2008-11-20T23:11:50.402-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='revolver'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahne'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çatışma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mükemmel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sekans'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilginç'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yönetmen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tabanca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çekim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gay ritchie'/><title type='text'>Revolver'dan En İyi Sekans.</title><content type='html'>&lt;p style="visibility: visible;"&gt;&lt;object type="application/x-shockwave-flash" data="http://widget-a3.slide.com/widgets/sf.swf" style="width: 450px; height: 356px;" height="356" width="450"&gt;&lt;param name="movie" value="http://widget-a3.slide.com/widgets/sf.swf"&gt;&lt;param name="quality" value="high"&gt;&lt;param name="scale" value="noscale"&gt;&lt;param name="salign" value="l"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt; &lt;param name="flashvars" value="cy=ms&amp;amp;il=1&amp;amp;channel=2810246167496458915&amp;amp;site=widget-a3.slide.com"&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="white-space: nowrap;"&gt;&lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;amp;at=un&amp;amp;id=2810246167496458915&amp;amp;map=C" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-a3.slide.com/q1/2810246167496458915/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide8.gif" ismap="ismap" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;amp;at=un&amp;amp;id=2810246167496458915&amp;amp;map=D" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-a3.slide.com/q2/2810246167496458915/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide7.gif" ismap="ismap" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=ms&amp;amp;at=un&amp;amp;id=2810246167496458915&amp;amp;map=I" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-a3.slide.com/q4/2810246167496458915/ms_t000_v000_s0un_f00/images/xslide42.gif" ismap="ismap" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Fransizca:Silah) 2005 yapımı bir gerilim filmidir.Senaryo ve yönetim &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Guy_Ritchie"&gt;Guy Ritchie&lt;/a&gt;'ye aittir.Guy Ritchie karısı Madonna'nın...&lt;span class="fullpost"&gt; başrolünde olduğu Swept Away filminin aksine bir film yapmışdır.Ancak film yinede eleştirmenler tarafından yerden yere vurulmuş ancak Madonna tarafından savunulmuşdur.Guy Ritchie ilk filmlerinin aksine bu sefer komedi unsurları kullanmadan daha çok gerilim ve düşünce yaratan film çekmişdir.Filmde bazı animasyon sahneleride gözükmektedir.Filmin bir çok sahnesi aynı filmdede bazı sahnelerde görülebilen satranç tarzında ilerlemekte ve satranç kuralları üzerindende bahsedilmektedir.2005 yapımı filmin başrol oyuncusu Guy Ritchie tarafından dünyaya tanıtılmış ve Ritchienin favori oyuncusu Jason Statham oynamaktadır.Statham filmde bir kumarbaz olan fakat kardeşi ile onun ailesinin ölümünü engellemek üzere istemediği bir kumara giren ve ardındanda tam 7 yıl iki dolandırıcıyla hücre hapisi yatmış,onlar gizlice dolandırıcılık yaparken kendisi sadece kitap okuyarak ayrıca ruh sağliğında kötüye gitmiş olan Jake Green rolünde Ray Liotta (henüz yazılmamış)Ray Liotta filmde Jake Greenin intikam almak istediği ve tüm suçları onda gördüğü Dorothy Macha rolünde, (henüz yazılmamış). Avi rolüyle karşımıza çıkıyor.Kahramanımız Jake Green,bazen başına gelmedik olayları bile düşünen ve öyle olsa ne olurdu diye hayal etmesinin yanı sıra kafasının içerisinde Sam Gold diye bir adam oluşan aynı zaman garip bir şekilde asansör korkusu olan bir adamdır.Onu iki adam bir nevi patronluk etmektedir,Greenin görevi ise onlara tamamen bir şey söylemeden yardım etmektir. Revolver oldukça değişik tepkilere maruz kaldı,kimileri filmin sanat eseri olduğunu savunurken bir çok eleştirmende dahil olmakla bazı kişiler filmin anlamsız,saçma ve konusuz olduğunu düşünmekteydiler.Ancak Guy Ritchie eleştirmenlerin yorumlarını kale almadığını ve önemli olan seyirci diye bir açıklama yapmışdır. Filmden güzel bir çatışma sekansı seçtim. Benden tam not aldı, bakalım sizler ne düşünüyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-343394984175834808?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/343394984175834808/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=343394984175834808' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/343394984175834808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/343394984175834808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/revolverdan-bir-sekans.html' title='Revolver&apos;dan En İyi Sekans.'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-6245925687438225216</id><published>2008-11-10T13:06:00.000-08:00</published><updated>2008-11-14T15:23:27.185-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yüz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='en iyiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='klasikler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='100'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ünlü yönetmenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='en iyi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yüz film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eleştirmenler.'/><title type='text'>En İyi 100 Film</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Listeye göre tüm zamanların en iyi ikinci filmi ise Francis Ford Coppola’nın ‘The Godfather - Baba’ filmi. 1972 yapımı filmin başrollerini Marlon Brando ve Al Pacino paylaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Listenin üçüncü sırasında ise... &lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;yönetmenliğini Martin Curtiz’in üstlendiği, 1942 yapımı ‘Casablanca’ var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martin Scorsese’nin ‘Raging Bull - Kızgın Boğa’ filmi ise tüm zamanların en iyi dördüncü filmi seçildi. 1980 yapımı filmin başrolünü Robert De Niro üstlenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Listenin 5’inci sırasına ise Gene Kelly’nin ‘Singing In The Rain - Yağmur Altında’ filmi yerleşti. 1939 yapımı ‘Gone With The Wind - Rüzgar Gibi Geçti’ ise tüm zamanların en iyi altıncı filmi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgar Gibi Geçti’yi sırasıyla ‘Arabistanlı Lawrence’, ‘Schindler’in Listesi’, ‘Vertigo’ ve ‘Oz Büyücüsü’ takip ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Film Enstitüsü’nün belirlediği, tüm zamanların en iyi 100 filminin orijinal listesi:&lt;br /&gt;1. “Citizen Kane,” 1941.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. “The Godfather,” 1972.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. “Casablanca,” 1942.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. “Raging Bull,” 1980.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. “Singin’ in the Rain,” 1952.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. “Gone With the Wind,” 1939.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. “Lawrence of Arabia,” 1962.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. “Schindler’s List,” 1993.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. “Vertigo,” 1958.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. “The Wizard of Oz,” 1939.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. “City Lights,” 1931.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. “The Searchers,” 1956.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. “Star Wars,” 1977.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. “Psycho,” 1960.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. “2001: A Space Odyssey,” 1968.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. “Sunset Blvd.”, 1950.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. “The Graduate,” 1967.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. “The General,” 1927.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. “On the Waterfront,” 1954.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. “It’s a Wonderful Life,” 1946.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. “Chinatown,” 1974.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22. “Some Like It Hot,” 1959.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. “The Grapes of Wrath,” 1940.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. “E.T. the Extra-Terrestrial,” 1982.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25. “To Kill a Mockingbird,” 1962.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26. “Mr. Smith Goes to Washington,” 1939.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27. “High Noon,” 1952.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. “All About Eve,” 1950.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29. “Double Indemnity,” 1944.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30. “Apocalypse Now,” 1979.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31. “The Maltese Falcon,” 1941.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32. “The Godfather Part II,” 1974.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33. “One Flew Over the Cuckoo’s Nest,” 1975.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;34. “Snow White and the Seven Dwarfs,” 1937.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35. “Annie Hall,” 1977.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36. “The Bridge on the River Kwai,” 1957.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37. “The Best Years of Our Lives,” 1946.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38. “The Treasure of the Sierra Madre,” 1948.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39. “Dr. Strangelove,” 1964.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40. “The Sound of Music,” 1965.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;41. “King Kong,” 1933.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42. “Bonnie and Clyde,” 1967.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43. “Midnight Cowboy,” 1969.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;44. “The Philadelphia Story,” 1940.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45. “Shane,” 1953.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;46. “It Happened One Night,” 1934.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47. “A Streetcar Named Desire,” 1951.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;48. “Rear Window,” 1954.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;49. “Intolerance,” 1916.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50. “The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring,” 2001.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;51. “West Side Story,” 1961.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;52. “Taxi Driver,” 1976.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;53. “The Deer Hunter,” 1978.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;54. “MASH,” 1970.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;55. “North by Northwest,” 1959.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;56. “Jaws,” 1975.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;57. “Rocky,” 1976.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;58. “The Gold Rush,” 1925.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;59. “Nashville,” 1975.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60. “Duck Soup,” 1933.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;61. “Sullivan’s Travels,” 1941.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;62. “American Graffiti,” 1973.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;63. “Cabaret,” 1972.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;64. “Network,” 1976.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;65. “The African Queen,” 1951.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;66. “Raiders of the Lost Ark,” 1981.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;67. “Who’s Afraid of Virginia Woolf?”, 1966.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;68. “Unforgiven,” 1992.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69. “Tootsie,” 1982.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70. “A Clockwork Orange,” 1971.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;71. “Saving Private Ryan,” 1998.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;72. “The Shawshank Redemption,” 1994.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;73. “Butch Cassidy and the Sundance Kid,” 1969.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;74. “The Silence of the Lambs,” 1991.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;75. “In the Heat of the Night,” 1967.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76. “Forrest Gump,” 1994.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;77. “All the President’s Men,” 1976.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78. “Modern Times,” 1936.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;79. “The Wild Bunch,” 1969.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80. “The Apartment, 1960.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;81. “Spartacus,” 1960.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;82. “Sunrise,” 1927.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;83. “Titanic,” 1997.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;84. “Easy Rider,” 1969.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;85. “A Night at the Opera,” 1935.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;86. “Platoon,” 1986.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;87. “12 Angry Men,” 1957.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;88. “Bringing Up Baby,” 1938.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;89. “The Sixth Sense,” 1999.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90. “Swing Time,” 1936.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;91. “Sophie’s Choice,” 1982.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;92. “Goodfellas,” 1990.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;93. “The French Connection,” 1971.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;94. “Pulp Fiction,” 1994.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;95. “The Last Picture Show,” 1971.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;96. “Do the Right Thing,” 1989.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;97. “Blade Runner,” 1982.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;98. “Yankee Doodle Dandy,” 1942.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;99. “Toy Story,” 1995.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;100. “Ben-Hur,” 1959.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-6245925687438225216?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/6245925687438225216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=6245925687438225216' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/6245925687438225216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/6245925687438225216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/divx-ve-baz-video-dosyalarn-oynatmakta.html' title='En İyi 100 Film'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7239081255817256785.post-7788200986347599481</id><published>2008-11-10T10:48:00.000-08:00</published><updated>2008-11-20T23:46:47.821-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='korku'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='klasikler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihsel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyah beyaz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trenin gara girişi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='heyecan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema tarihi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilk film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='1895'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lumiere kardeşler'/><title type='text'>Sinema Tarihi'nin İlk Filmi (Tren'in Gara Girişi)</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-9bd1ee6436a811db" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v11.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D9bd1ee6436a811db%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330364952%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D30682033046082D9DBECCDF2D50A0BBE09F76B4.D79D6AE86A68D765DF82ABFE8BA57B6282A2C47%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D9bd1ee6436a811db%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D4EqfRN52m-pB6FfTIZjjbx9MJSg&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v11.nonxt1.googlevideo.com/videoplayback?id%3D9bd1ee6436a811db%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330364952%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D30682033046082D9DBECCDF2D50A0BBE09F76B4.D79D6AE86A68D765DF82ABFE8BA57B6282A2C47%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D9bd1ee6436a811db%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3D4EqfRN52m-pB6FfTIZjjbx9MJSg&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;28 ARlık 1895 yılında &lt;a href="http://www.blogger.com/httpen.wikipedia.orgwikiAuguste_and_Louis_Lumi%C3%A8re"&gt;Lumierre&lt;/a&gt; kardeşlerin yapmış oldukları film gösterimi, sinam tarihinin ilk filmi olmuştur. Bu film &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/L%27Arriv%C3%A9e_d%27un_train_en_gare_de_La_Ciotat"&gt;L’Arrivée d’un train à la Ciotat&lt;/a&gt;-Trenin Gara Girişidir.(1895) İlginç olan... &lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"  style="font-size:85%;"&gt;bu filmi seyreden tarihin ilk sinema seyircileri, trenin kendilerine geldiğini gördüklerinde oraya buraya kaçışıp, çığlıklar atmışlardır. İşte o görüntüler.Gerçekten çok güzel bir klasik. Lumiere’ler genel olarak bakıldığında,sinemanın doğuşunda ve film çekme mantığınıngelişmesinde en önemli rolü oynayan sinemacılardır. Ancak ilginçtir ki,belli bir süre sonra sinemanın ticari olarak bir şey kazandıramayacağını sanıp,sinemanın gücüne ve gelecekteki başarısına inanmayaraksinematografı başka ellere teslim etmişlerdir&lt;br /&gt;Önemli filmleri; “Trenin İstasyona Girişi” , “Bahçıvan” , “Bebeğin Kahvaltısı” , İskambil Partisi” , “Dalgalı Deniz”.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7239081255817256785-7788200986347599481?l=sinematografik.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=9bd1ee6436a811db&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sinematografik.blogspot.com/feeds/7788200986347599481/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7239081255817256785&amp;postID=7788200986347599481' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7788200986347599481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7239081255817256785/posts/default/7788200986347599481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sinematografik.blogspot.com/2008/11/sinema-hkknda.html' title='Sinema Tarihi&apos;nin İlk Filmi (Tren&apos;in Gara Girişi)'/><author><name>Antihumanist</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16401217803461294012</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='28' src='http://1.bp.blogspot.com/_mMtPjtD9aFo/STmBqWJQ4tI/AAAAAAAAAII/pyq8ROkeIlk/S220/vay+vay.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
