Loş bir sokak. Boş pencereler. Kapalı dükkanlar. Muhtemelen gece. Hem
en sağımızda da yine muhtemelen kapanmak üzere olan bir bar. Önce gözüme yan yana oturmuş kadın ve erkek çarpıyor. Galiba arkadaşlar. Onların önünde de garson ya da barmen bir adam. Mekânın sahibi de olabilir. Garson olduğunu faz edelim. Üçünün de duruşları çok rahatlatıcı değil. Garson bitse de gitsek der gibi, adamsa kadına bir şey söyleyecek de hâlâ zamanını bekliyor. Kadın da bekleyişten sıkılmış, algısını belki de saatlerdir orada duran şişeye yöneltip adamın suratını asmasına destek veriyor. Keza adamın vücut dili biz gelmeden evvel kapıya meyletmiş. Garson yineliyor: E, bitse de gitsek.
Bu üçlü pek iç açmayınca gözler sola kayıyor. En iyisi yalnız adamdır. Ama o ışık yok mu? Söylesem gülersiniz. Ama korkuttu beni. Sokağın karanlığına karışan tarafı. Şu üçlüye anlatamayacak kadar utanç verici bir şey belki de. Adama bakıyorum. Önünde duranlara. Akıl yürütmeye çalışıyorum. Bu aklı yürütmek hayal kırıklığına yol açabilir. Elindeki fotoğraflara bakıp ağlıyor da olabilir. Durun itiraf edeyim. Derde ortak olurum, özdeşleşir de tek kelime yazamam diye korkarım. Lynch filmleri de öyle değil midir? Filmin başında ukala bir tavırla bakıyorsam vay hâlime. Filmin ortalarında bir bakarım ki ben de o hücredeyim. Çıkmak için neler vermezdim. Ve Peter hızır gibi yetişir imdadıma. Filmin sonlarına doğru Peter olmak ne hoş dediğimi bile duyar gibiyim. Ama o fotoğrafı görünce çıkarın beni bu filmden diye bağırdım. Çok geç. Üstelik çocukken izlediğim Freddy filmlerindeki gibi kandıramıyorum da kendimi. Bu yönden İçerideki İmparatorluk tam bir şok olmuştur. Zira bütün deneyimlerin iç içe geçtiği bir filmdir. Senaryo ve gerçek. Oyuncu gerçekten de o karakter midir acaba? Bu sorularla saf tutturmaz izleyene Lynch. Hopper’ın ışıklandırması da Lynch mizansenine bu yönden benzer. Geniş bir alan sunar bakana. Gözünü biraz daha sola yönlendirince en çok yalnız adamı düşünüyorum. Nereye gidecek?
"Resim yaparken amacım hep, doğanın içselleştirilmiş ifadesinin en şaşmaz kopyasını yapmak olmuştur"
Bu sözleri David Lynch’le olan yakınlığını gösteriyor aslında. Aklıma Kayıp Otoban’daki kalabalık sahne geliyor. Gizemli Adam sessizce Fred’in yanına gelir. İnsanlar gayet normaldir. Bu diyalog kimsenin tuhafına gitmez. Kendimize biçtiğimiz rolü oynarken bilinçaltıyla karşılaşmamızdır o sahne. Ki insanın içselleştirilmiş ifadesi de budur zaten.
“Savaş zamanı sıradan bir Amerikan ailesinin tek isteği oğullarının sağ salim evine dönmesiydi.”
Bir tarih kitabında okuduğum bu cümle Lynch’in kara mizahının kaynağı. Tahmin edilebilir gibi gözüken bir hayat. Ama yüzeyin altında olup bitenler planları bozabiliyor. Bunu verebilmek sezgisel olmaktan geçiyor. Hopper resimleri en çok da bu yönden Lynch’in mizansenlerine benzemekte. Hani sırtı dönük adam birazdan yüzünü dönecek ve diğer adamla aynı olduğunu göreceğiz. Resme bakar bakmaz kelime yüklemeden bakmaya çalıştığım bir anda bu iki adam aynı olabilir diye düşündüm. Sana düşünme ve yaratma fırsatı bırakan bir mizansen bu. Copolla “Bir Zamanlar Amerika’da” filminin galasından sonra bir izleyiciyle sohbet eder. Adam filmi çok beğendiğini, fakat son sahnede Robert de Niro’nun tekrardan görünmesine bir anlam veremediğini söyler. Copolla’da filmin başında o afyon içme sahnesinin yaşandığını ve filmin sonunda da orayı görmemizin afyonun etkisiyle görülmüş bir hayal olabileceğini söyler. Beki de bütün film o hayalin ürünüdür. Ama Copolla sözünü bitirmeden susturulur. Zira filmin onda uyandırdığı bütün güzel duygular bir anda bitecektir. Belki de kendini kandırılmış hissedecektir. Bu boşluğa düşme hissi sık sık yaşanır Lynch filmlerinde. Şimdi, kendimi arındırarak Hopper’ın Gece Şahinleri resminde bakıyorum. Ve bende uyandırdığı Lynch’in filmlerinde tekinsizlik. Filme dair bir tahminde bulunamazsın. İkisinin yapıtları da sezgisellik üzerine. Ve baş karakter asla kahraman değildir. Hataları olan, hem masum hem kötü olandır aslında. Bu resimde özellikle ışık dikkatimi çekiyor. Mekâna ne tam girebiliyorsun ne de tam olarak dışında kalabiliyorsun. Gülmek zorunda bırakıldığın, başka seçeneğinin olmadığı zoraki anlar. Ama ölmek de istemiyorsun. Tıpkı “Kayıp Otoban”da ki Fred gibi. Huysuzluk yapıp anne babasını peşinden koşturan çocuk gibi. Ama Fred Peter olunca Gizli Adam onu yine bulur. Kafasını kaldırdığında anne baba gitmiştir. Yalnızdır. Adam barda yalnız otururken dışarısının bize hatırlatılması aynı hissi verdi bana. Kulaklarda çınlama etkisi bırakan bir müzik yüreğimi yine sızlatıyor. İçerideki İmparatorluk filminde aralara giren tavşan ailesinin sahneleri… Gülmekle korkmak arasında kalınan tuhaf bir duygu. Sıradan bir tasvir gibi görülen bu resimde de yüzeyin altına girilir. Özellikle bir şeyleri belirgin ve göze batar yapmamıştır sanki. Yönlendirmek gibi bir isteği yoktur Hopper’ın. Düşünmek için alan bırakmıştır. Lynch’in çok sevdiği rüyalar eldi aklıma. Bu bir rüya da olabilir dolayısıyla. Nereden geldiği belli olmayan bir ışık her yeri görünür kılar rüyalarda. Dışarısı da aydınlık. İçerisi de. Tabi belli bölümleri.
Dolayısıyla Hopper bize hatırlatmaktan ziyade hissettiriyor: Korku elbet gelecek.
Ekeleyen: Serhat Karaoğlan
en sağımızda da yine muhtemelen kapanmak üzere olan bir bar. Önce gözüme yan yana oturmuş kadın ve erkek çarpıyor. Galiba arkadaşlar. Onların önünde de garson ya da barmen bir adam. Mekânın sahibi de olabilir. Garson olduğunu faz edelim. Üçünün de duruşları çok rahatlatıcı değil. Garson bitse de gitsek der gibi, adamsa kadına bir şey söyleyecek de hâlâ zamanını bekliyor. Kadın da bekleyişten sıkılmış, algısını belki de saatlerdir orada duran şişeye yöneltip adamın suratını asmasına destek veriyor. Keza adamın vücut dili biz gelmeden evvel kapıya meyletmiş. Garson yineliyor: E, bitse de gitsek.Bu üçlü pek iç açmayınca gözler sola kayıyor. En iyisi yalnız adamdır. Ama o ışık yok mu? Söylesem gülersiniz. Ama korkuttu beni. Sokağın karanlığına karışan tarafı. Şu üçlüye anlatamayacak kadar utanç verici bir şey belki de. Adama bakıyorum. Önünde duranlara. Akıl yürütmeye çalışıyorum. Bu aklı yürütmek hayal kırıklığına yol açabilir. Elindeki fotoğraflara bakıp ağlıyor da olabilir. Durun itiraf edeyim. Derde ortak olurum, özdeşleşir de tek kelime yazamam diye korkarım. Lynch filmleri de öyle değil midir? Filmin başında ukala bir tavırla bakıyorsam vay hâlime. Filmin ortalarında bir bakarım ki ben de o hücredeyim. Çıkmak için neler vermezdim. Ve Peter hızır gibi yetişir imdadıma. Filmin sonlarına doğru Peter olmak ne hoş dediğimi bile duyar gibiyim. Ama o fotoğrafı görünce çıkarın beni bu filmden diye bağırdım. Çok geç. Üstelik çocukken izlediğim Freddy filmlerindeki gibi kandıramıyorum da kendimi. Bu yönden İçerideki İmparatorluk tam bir şok olmuştur. Zira bütün deneyimlerin iç içe geçtiği bir filmdir. Senaryo ve gerçek. Oyuncu gerçekten de o karakter midir acaba? Bu sorularla saf tutturmaz izleyene Lynch. Hopper’ın ışıklandırması da Lynch mizansenine bu yönden benzer. Geniş bir alan sunar bakana. Gözünü biraz daha sola yönlendirince en çok yalnız adamı düşünüyorum. Nereye gidecek?
"Resim yaparken amacım hep, doğanın içselleştirilmiş ifadesinin en şaşmaz kopyasını yapmak olmuştur"
Bu sözleri David Lynch’le olan yakınlığını gösteriyor aslında. Aklıma Kayıp Otoban’daki kalabalık sahne geliyor. Gizemli Adam sessizce Fred’in yanına gelir. İnsanlar gayet normaldir. Bu diyalog kimsenin tuhafına gitmez. Kendimize biçtiğimiz rolü oynarken bilinçaltıyla karşılaşmamızdır o sahne. Ki insanın içselleştirilmiş ifadesi de budur zaten.
“Savaş zamanı sıradan bir Amerikan ailesinin tek isteği oğullarının sağ salim evine dönmesiydi.”
Bir tarih kitabında okuduğum bu cümle Lynch’in kara mizahının kaynağı. Tahmin edilebilir gibi gözüken bir hayat. Ama yüzeyin altında olup bitenler planları bozabiliyor. Bunu verebilmek sezgisel olmaktan geçiyor. Hopper resimleri en çok da bu yönden Lynch’in mizansenlerine benzemekte. Hani sırtı dönük adam birazdan yüzünü dönecek ve diğer adamla aynı olduğunu göreceğiz. Resme bakar bakmaz kelime yüklemeden bakmaya çalıştığım bir anda bu iki adam aynı olabilir diye düşündüm. Sana düşünme ve yaratma fırsatı bırakan bir mizansen bu. Copolla “Bir Zamanlar Amerika’da” filminin galasından sonra bir izleyiciyle sohbet eder. Adam filmi çok beğendiğini, fakat son sahnede Robert de Niro’nun tekrardan görünmesine bir anlam veremediğini söyler. Copolla’da filmin başında o afyon içme sahnesinin yaşandığını ve filmin sonunda da orayı görmemizin afyonun etkisiyle görülmüş bir hayal olabileceğini söyler. Beki de bütün film o hayalin ürünüdür. Ama Copolla sözünü bitirmeden susturulur. Zira filmin onda uyandırdığı bütün güzel duygular bir anda bitecektir. Belki de kendini kandırılmış hissedecektir. Bu boşluğa düşme hissi sık sık yaşanır Lynch filmlerinde. Şimdi, kendimi arındırarak Hopper’ın Gece Şahinleri resminde bakıyorum. Ve bende uyandırdığı Lynch’in filmlerinde tekinsizlik. Filme dair bir tahminde bulunamazsın. İkisinin yapıtları da sezgisellik üzerine. Ve baş karakter asla kahraman değildir. Hataları olan, hem masum hem kötü olandır aslında. Bu resimde özellikle ışık dikkatimi çekiyor. Mekâna ne tam girebiliyorsun ne de tam olarak dışında kalabiliyorsun. Gülmek zorunda bırakıldığın, başka seçeneğinin olmadığı zoraki anlar. Ama ölmek de istemiyorsun. Tıpkı “Kayıp Otoban”da ki Fred gibi. Huysuzluk yapıp anne babasını peşinden koşturan çocuk gibi. Ama Fred Peter olunca Gizli Adam onu yine bulur. Kafasını kaldırdığında anne baba gitmiştir. Yalnızdır. Adam barda yalnız otururken dışarısının bize hatırlatılması aynı hissi verdi bana. Kulaklarda çınlama etkisi bırakan bir müzik yüreğimi yine sızlatıyor. İçerideki İmparatorluk filminde aralara giren tavşan ailesinin sahneleri… Gülmekle korkmak arasında kalınan tuhaf bir duygu. Sıradan bir tasvir gibi görülen bu resimde de yüzeyin altına girilir. Özellikle bir şeyleri belirgin ve göze batar yapmamıştır sanki. Yönlendirmek gibi bir isteği yoktur Hopper’ın. Düşünmek için alan bırakmıştır. Lynch’in çok sevdiği rüyalar eldi aklıma. Bu bir rüya da olabilir dolayısıyla. Nereden geldiği belli olmayan bir ışık her yeri görünür kılar rüyalarda. Dışarısı da aydınlık. İçerisi de. Tabi belli bölümleri.
Dolayısıyla Hopper bize hatırlatmaktan ziyade hissettiriyor: Korku elbet gelecek.
Ekeleyen: Serhat Karaoğlan
This entry was posted
on 30 Kasım 2008 Pazar
at 11:15
and is filed under
D. Lynch,
Edward Hooper,
Film,
hakkında,
korku,
Sinema,
yorum
. You can follow any responses to this entry through the
comments feed
.
